Bağımlılık

Bağımlılık

BAĞIMLILIK NEDİR?

Bağımlılık biyo-psiko-sosyal bir hastalıktır. Kişinin alışılmış olan herhangi bir ilaç veya maddeye karşı engellenmesi imkansız psikolojik ve fizyolojik bir ihtiyaç duyması, alınan miktarın ve alınma sıklığının giderek artması, alınmadığı zaman yoksunluk belirtilerinin ortaya çıkması ve bu ilaç veya madde alınmadan günlük hayatın sürdürülmesinin imkansız hale gelmesidir.

Bağımlılık kronik bir hastalıktır. Kişiyi zararlarına rağmen madde aramaya zorlar. İlk kez kullanılan uyuşturucu kişinin özgür iradesiyle yaptığı bir seçimdir. Ancak tekrarlanan uyuşturucu kullanımı beyinde değişikliklere neden olur. Bu değişiklikler de kişiyi kötü etkilerine rağmen, (ailevi problemler, hırsızlık, arkadaşlarını kaybetmek ve diğer fiziksel ya da zihinsel problemler) uyuşturucu aramaya ve tekrar tekrar kullanmaya iter.

BAĞIMLILIK TANISI NASIL KONULUR?

Bir yıl içinde aşağıdakilerden en az ikisi kendini göstermeli, klinik açıdan belirgin bir sıkıntıya ve işlevsellikte düşmeye yol açmalıdır:

-Maddenin tasarlandığından daha uzun ve yüksek miktarlarda alınması.

-Madde kullanımını denetlemek ya da bırakmak için yapılan ama boşa çıkan sürekli çabalar.

-Maddeyi sağlamak, kullanmak ya da bırakmak için çok zaman harcamak.

-Madde kullanımı için çok büyük bir istek duymak veya kendini zorlanmış hissetmek.

-Tekrar eden kullanım sonucu sorumluluklarını yerine getirememek. (işte, okulda, evde)

-Olumsuz etkilerine rağmen kullanıma devam etmek. (toplumsal ve kişiler arası sorunlar)

-Madde kullanımı nedeni ile sosyal, mesleki ve kişisel etkinliklerin azalması ya da tamamen bıra-kılması.

-Tehlikeli olabilecek durumlarda dahi kullanmaya devam etmek.

-Fizyolojik ya da psikolojik sorunların ortaya çıkmasına ya da artmasına rağmen madde kullanımını sürdürmek.

-Maddeye tolerans gelişmiş olması.

-Madde kesildiğinde ya da azaltığında yoksunluk belirtilerinin ortaya çıkması. (Bulantı, uykusuzluk, kusma, sinirlilik, bunaltı, huzursuzluk, saldırganlık, ishal, terleme, titreme, kas sızıları, ateş vb.) Her madde yoksunluk belirtisi göstermez.

DSM-5’te 10 ayrı madde kümesi tanımlanmıştır:

1)Alkol

2)Kafein

3)Kenevir (esrar)

4)Halüsinojenler (LSD, meskalin, fensiklidin vb.)

5)Uçucular (tiner, benzin, gazolin, bali vb.)

6)Opiyatlar (morfin, eroin, kodein, metadon vb.)

7)Dinginleştirici, uyutucu ve kaygı gidericiler (diazepam, klorazepat vb.)

8)Uyarıcılar (amfetamin, ekstazi, kokain vb.)

9)Tütün

10)Diğer bilinmeyen maddeler

BAĞIMLILIĞIN EPİDEMİYOLOJİSİ

Bağımlılık, bireyde ve toplumda yarattığı etkiler beraber düşünüldüğünde, çağımızın en önemli sağlık sorunu olmaya aday olabilir. Dünyada ve ülkemizde kullanım yaşı giderek düşmekte ve yay-gınlaşmaktadır. 2011 yılında TUBİM tarafından yapılan genel nüfustaki madde kullanımı araştır-masında, yaşam boyu madde kullanım sıklığı %2,7 oranında bulunmuştur. Aynı yıl yine TUBİM ta-rafından yapılan Okul Çocukları Araştırmasında yaşam boyu madde kullanım sıklığı %1,5, maddeyi ilk kez kullanma yaş ortalaması 13,88 ±2,39 olarak görülmüştür. Ülkemizde madde ve alkol bağım-lılığı tedavi merkezlerine yapılan başvuruların son 10 yılda 7 kat arttığı görülmektedir. Bu bağlam-da önleme çalışmaları ve yeni tedavi yaklaşımları üzerine yapılan çalışmalar önem kazanmaktadır.

BAĞIMLILIĞIN ETİYOLOJİSİ

Bağımlılığın biyolojik, sosyal, psikolojik, davranışsal ve genetik nedenlerden kaynaklandığı bilin-mektedir. Fakat nedenini tek bir etken ile açıklamak mümkün değildir. Birçok etken bir arada ola-bilir. Madde kullanan herkesin bağımlı olma riski vardır.

BAĞIMLILIKTA BEYİNDE NELER OLUYOR?

Yapılan araştırmalara göre, bağımlılık yapan tüm uyuşturucular doğrudan ve dolaylı olarak beynin zevk alma hissini kontrol eden ve düzenleyen ağı etkilemektedir. Bağımlılığın her aşamasında bey-nin farklı bölgelerinde değişiklikler meydana gelmektedir. Bu nedenle bağımlılığın gelişimi çok karmaşık bir süreçtir. Yemek yemek, sanat ya da yıldızları seyretmek gibi güzel şeyler yaşadığımız zaman beynimiz dopamin salgılıyor. Bu sayede kendimizi sıcak, sakin ve mutlu hissediyoruz. Bir süre sonra dopamin düzeyi eski haline dönüyor ve hayatımızın olağan seyrinde devam edip, yeni bir mutlu an’ı, yaşadığımız zevkin tekrarını bekliyoruz. Madde kullanımı da ödül merkezinden yük-sek miktarda dopamin salgılanmasına ve kişinin haz almasına neden olur. Dopamin salınımı zaman içerisinde beynin muhakeme, karar verme, dürtü denetimi gibi birçok fonksiyonlarından sorumlu bölgesi olan frontal korteksi etkileyerek yanlış karar alınmasına ve seçilen eylemlerin madde kul-lanımı ile sınırlı kalmasına sebep olmaktadır. Bununla birlikte beynin öğrenme ile ilgili bölgelerini (Nucleus Accumbens ve Striatum) etkileyerek, yeni bilgileri öğrenme, kaydetme ve hatırlama yeti-lerini bozmaktadır. Tekrarlayıcı ve aşırı dopamin salınımı, normal şartlarda keyif veren ve doğal ödüllendirici olarak bilinen sanat, yemek yeme, müzik vb. aktivitelerden keyif almayı önleyerek, zevk alma duygusunu azaltır. Kişi kendisini düz, cansız ve depresif hisseder. Daha önceleri zevk aldığı şeylerden artık zevk alamaz hale gelir. Bu noktadan sonra kişinin uyuşturucuya olan ihtiyacı dopamin seviyesini normale çekmek içindir.

Artık kişide maddeyi almaya devam etme arzusu (craving) vardır. Bu da kişiyi şid¬detli bir madde arama davranışına iter. Madde alımıyla ilgili irade kaybolmuştur. Madde kişiyi kontrol etmektedir. Beyindeki değişiklikler maddenin belirli bir süre vücutta bulunmasına bağlı olarak SSS’deki; nöron-lar, reseptörler ve reseptör son¬rası olaylarda meydana gelen adaptif değişiklikler sonucu oluşur (Sağlam ve ark. 2003).

Tolerans gelişimi: Kullanılan madde veya alkol miktarının aynı oranda alınmasına rağmen, etkisi-nin giderek azalması ve istenilen etki için kullanılan madde miktarının arttırılması ihtiyacıdır.

Yoksunluk: Uzun süre madde kullanımından sonra maddenin azaltılması ya da bırakılması halinde ortaya çıkan bir takım fiziksel ve bilişsel belirtilerin yaşandığı dönemdir. Kişi madde kullanımını devam ettirerek bu belirtileri azaltmayı hedefler. Bu dönemde görülen bulgu ve belirtiler, kullanı-lan maddenin cinsine, tüketilen miktara, kullanım süresi ve şekline göre değişir. Alkol gibi bazı maddelerin yoksunluk belirtileri yaşamı tehdit eder nitelikte olabilir.

BAĞIMLILIĞIN NÖROBİYOLOJİSİ

Genetik Özellikler

Toplumdaki bazı bireylerin bağımlı olmaya genetik yatkınlığı vardır. Bağımlılık yapan maddenin farmakokinetik ve farmakodinamik özellik¬lerini oluşturan enzim, reseptör ve diğer fonksiyonel protein¬leri kodlayan genlerdeki polimorfizm, kişinin madde bağım¬lılığına olan genetik yatkınlığını belirler. Farmakokinetik etki¬leşmeye örnek verecek olursak, etil alkolün metaboliti olan asetalde-hiti yıkan aldehid dehidrojenaz enziminin düşük etkinlikli ALDH2 mutantını taşıyan kişilerde, alkol alındığında, kanda asetaldehit birikmesine bağlı olarak kişide rahatsız edici semptomlar oluşur. Bu kişilerin alkol kullanma oranları düşüktür. Yine pozitif pekiştiri oluşumunda önemli bir sinir yolağı olan mezokortikolimbik dopaminerjik yolakda, dopamin reseptör proteinini kodlayan genlerin po-limorfizmi , kişinin bağımlı olmasında rol oynayan farmakodinamik etki¬leşmeye örnek olarak ve-rilebilir (Sağlam ve ark. 2003). Ağızdan alınan opiyatlar, karaciğerde CYP2D6 enzimi ile metaboli-ze edilmektedir. Bu enzimin işlev görmeyen 2 alleline sahip olgular ağızdan alınan bu ürünleri yavaş metabolize ederler. Bu özelliğe sahip olguların opiyat bağımlısı olma olasılıkları daha düşük-tür. Bu hatalı genotipik özelliğin koruyucu bir rol oynadığı bildirilmiştir (Yüncü ve Savaş 2007). Beyin ödül yolaklarında değişime neden olan bir genetik aberasyon da bulunmuştur. Bu aberasyon dopamin D2 reseptör geninin bir varyant formudur ve A1 aleli olarak adlandırılır (Abay ve Ateş 2001).

Dopaminerjik Sistem Ve Bağımlılık Davranışı

Limbik sistem, temel duyguları ve davranışları kontrol etmekte ve haz algısına temel oluşturmakt-adır. (Abay ve Ateş 2001). Bağımlılık yapan maddelerin etki mekanizmaları olmasına rağmen bey-nin derinliklerindeki tek bir yolu doğrudan ya da dolaylı da olsa aynı şekilde etkiledikleri gösteril-miştir. Bu yolak mezolimbik ödül sistemidir (Gürpınar ve Tokuçoğlu 2006). Bu sistemdeki yolaklar, ventral tegmental bölgeden orijin alarak nukleus akumbense ulaşırlar ve dopaminerjik nöronlar-dan oluşurlar. (Abay ve Ateş 2001). Limbik sisteme ve orbitofrontal kortekse bağ¬lantıları vardır. Bu nöronların duyarlılıklarındaki artış, bağımlıların maddeyi arama ve kullanmaya devam et¬melerine neden olur. (Gürpınar ve Tokuçoğlu 2006). Amfetamin ve kokain, presinaptik alandan salınımı artırarak ve dopamin geri alımını bloke ederek, ekstrasellüler dopamin konsantrasyonunu artırır-lar. Opiyatlar, etanol ve nikotin ise, dopaminerjik nöronların ateşlenmesini artırarak ekstrasellüler dopamin konsantrasyonunu artırmaktadırlar. Bağımlılık sonucunda normal dopamin üretimi değişebilmekte ve madde kullanımının bırakılmasıyla yoksunluk belirtileri ortaya çıkabilmektedir. Yoksunluk belirtilerini ortadan kaldırmak amacıyla da madde kullanımı devam etmektedir (Abay ve Ateş 2001).

Ventral tegmental alan (VTA), dürtüleri taşır; insan ve hayvanları yiyecek, su, seks için uyarır. Ödül yanıtının be¬yinde n.Accumbens ve VTA ile ilgili olduğu, iki bölge arasındaki bağlantının opiyat ve dopamin tarafından düzenlendiği bilinmektedir. Tüm bağımlılık yapan maddeler bu döngüyü ben-zer şekilde etkilemektedir. Kronik madde kullanımının moleküler, hücresel, yapı¬sal ve fonksiyonel olmak üzere birçok seviyede etkisi söz konusudur. Bağımlının beyni bağımlı olmayan ki¬şinin beyn-inden farklıdır. Metabolik aktivite, reseptor etkinliği, genetik ekspresyon ve çevresel olaylara veri-len yanıtlarda farklılıklar söz konusudur. Hasta madde kullanımını bıraksa bile beynindeki bu değişiklikler de¬vam eder. Başlangıçta madde kullanımı istemli bir dav¬ranışken beyinde yapısal değişimler oluştuğunda kişi kompulsif olarak madde arayışına ve istemsiz olarak madde kullanımına başlar. (Gürpınar ve Tokuçoğlu 2006).

Dopaminin bağımlılık yapan maddenin etkisini güçlendirmesi üzerinde kritik bir rolü olduğu bilin-mesi¬ne rağmen, bu etkiyi nasıl oluşturduğu ve kişiyi madde aramaya yönelik davranışa nasıl ittiği bilinmemektedir. Bu konuyla ilgili son yıllarda yapılan birçok çalışma ya¬yınlanmıştır: Bunun dopa-minin yol açtığı keyif verici ve öforik etkiden kaynaklanabileceğini gösteren kanıtlar vardır. Gelişti-rilmiş görüntüleme yöntemleri ile yapılan araştırmalar beyinde ödül mekanizmasının do¬pamin sistemi aracılığıyla gerçekleştiği görüşünü des¬teklemektedir.

Bağımlılık Yapan Maddeyi Kullanmak İçin Duyulan Arzu (Craving)

Craving (aşerme) kişinin alkol veya maddeyi kullanmak için yoğun arzu duyması veya dürtü his-setmesi durumudur. Craving, bağımlılık gelişmesiyle birlikte ortaya çıkar ve kişinin alkol veya maddeyi tekrarlayıcı şekilde kullanmasına neden olur. Bununla birlikte, kişi alkol veya maddeyi bıraktıktan sonra da craving devam eder ve tekrar madde kulanmaya geri dönüş için risk oluştur-ur. Bu nedenle bağımlılık tedavisinde cravingle mücadele önemli yer tutmaktadır.

BAĞIMLILIK RİSKİNİ ARTTIRAN FAKTÖRLER

Bağımlı olunca beyine neler olduğunu biliyorsak da, bağımlı olmak için kişinin kaç kez uyuş-turucu kullanması gerektiğini tahmin edemeyiz. Bağımlılığa giden yolda genleriniz, çevreniz ve gelişiminiz gibi faktörlerin dâhil olduğu bir kombinasyondur.

Aile ilişkileri: Ailesel faktörlerin madde kullanımı, madde kötüye kullanımı ve madde bağımlılığını etkilediği gösterilmiştir. (Karkowski ve ark. 2000). Ebeveynlerden biri veya ikisinin ya da ailedeki diğer üyelerin alkol, uyuşturucu problemi olması, suç niteliğinde hareketlerde bulun-maları, ailedeki diğer bireylerin de bağımlılık riskini yükseltir. Aile ilişkileri ile ilgili araştırmalar aynı zamanda madde kötüye kullanımının nasıl süreklilik kazandığını ve relaps oranlarının neden yüksek olduğunu da irdelemektedir. Dengeli, duygusal ve toplumsal etkileşimin güçlü olduğu aile ortamında, yeterli. güvenli, sevgi ve sevecenlik içinde büyüyen çocuklar, gelişimleri için gerekli deneyimleri elde edebilirler. Bu tür aile ortamlarında, aile üyelerinin kendilerine düşen sorumlu-lukların bilincinde olarak, çocuklarına bağımsızlık yolunda yeterli olanakları hazırlamaları, onların sağlam bir kişilik yapısına sahip olmalarını sağlar. (Yavuzer 1994)

Uyuşturucu madde bağımlılığı, kapalı aile sitemindeki çocuğun kendini kıstırılmış hissetmesi sonucu, başkaldırma ve cezalandırma veya yok edici ve kendi kendini cezalandırıcı yaşam stilini benimseme yoluyla aile ile kaynaşmaktan kaçınma girişimi biçiminde açıklanmaktadır. Ayrıca, uyuşturucu madde bağımlılığı bireyin kendi yaşamı üzerindeki kontrolünü koruma ve bağımlı kişinin ailesi tarafından empozedilen duygulardan çok kendi duygularını yaşamakta özgür olma çabası şeklinde açıklanmaktadır (Turan 2010). Uyuşturucu madde kullananların ailelerinde, aile içi ve dışında sınırsal problemler, sağlıksız ve yıkıcı roller, iletişimin yetersiz olması gibi sorunlar olduğu belirtilmektedir. (Mackenson ve Cottone 1992)Uyuşturucu madde kullanan ergenlerin ailelerinin, düşünce ve duygularını ifade etmede daha sınırlı, kişisel sınırlara saygılarının daha az, diğerlerine karşı ilgi ve güvenlerinin yetersiz, duygusal yönden daha çok mesafeli oldukları ve evde daha negatif bir atmosfer yarattıkları bildirilmiştir (Searight ve ark. 1991).

Ebeveynlerin madde kullandığı durumlarda, çocuğun ebeveynin davranışlarını taklit etmesinin bağımlılıkta önemli rol oynadığını düşünülmektedir (Gorsuch 1980)

Akranlar ve Çevre: Uyuşturucu kullanan arkadaş çevresi olan kişiler, uyuşturucuyu dene-meye daha meyillidirler. Akademik başarısızlıklar ve yetersiz sosyal beceriler, kişileri uyuşturucu kullanmaya iten bir diğer sebeptir. Becker ve Strauss (1956), madde kötüye kullanımında sosyal-leşmenin oynadığı rolü vurgulamaktadırlar. Gerginlik, sıkıntı, sosyal boşalım ihtiyacı, sosyal stres ve akran grubunun madde kullanımını onaylaması, nörotik savunma mekanizmalarına gerek ol-madan uyuşturucu probleminin gelişmesi için yeterli olabilmektedir. Buna göre, yüksek öz değere sahip bireylerin sosyal ortam sonucu uyuşturucu madde kullanmaları açıklık kazanmaktadır. Uyuşturucu madde kullanmaya başlama ve bağımlılığın gelişmesi üzerinde akran grubuyla öz-deşleşmenin önemli etkileri bulunmaktadır. Uyuşturucu madde kullanan ve madde kullanımını kurallara uygun bir davranış olarak kabul eden bir grupla özdeşleşmiş bireylerin madde kullanması bu grup tarafından beklenmektedir (Johnston 1980). Yüksek relaps oranlarının, özelikle arkadaş grubu içinde görülen madde kötüye kullanımı ile ilişkili olduğu saptanmıştır. (Goehl ve ark. 1993).

Kullanılan Maddeye Erişebilme Kolaylığı: Erişebilirlilik, maddeyi elde etme kolaylığı veya zorluğunu, özellikle maliyet ve ulaşmak için gereken fiziksel çabanın miktarına bağlı olarak belirlenen bir dizi fiziksel, sosyal ve ekonomik şartları ifade etmektedir. Eğer maddenin fiyatı yüksek ve ulaşmak için sarf edilmesi gereken eforun miktarı fazlaysa, madde kullanma eğilimi düşecektir. Erişebilirlilik kavramı gerçek olabildiği gibi ayrıca algılanabilmektedir. Gerçek erişebil-irlilik, maddelerin fiyatını, yakın çevredeki satıcı ve satın alınacak yerlerin sayısını dikkate almak-tadır. Algılanan erişebilirlilik ise madde kullanan ve kullanmayan kişilerin söz konusu erişebilirlilik hakkındaki tahminlerini içermektedir. Uygulamada, gerçek erişilebilirlilik bilinmemekte ve sübjek-tif tahminlere dayanmaktadır. (Turan 2010). Maddeye erişimi kolay olan meslek gruplarının (doktor, hemşire ve eczacıların) bağımlı olma riski, diğer meslek gruplarındakilere oranla daha yüksektir. (Goldstein ve Kalant 1990).

Erken Başlama: Herhangi bir yaşta uyuşturucu kullanmak bağımlılığa sebep olabilir. Ama araştırmalar gösteriyor ki, kişi ne kadar erken madde kullanımına başlarsa, bağımlı olma riski o kadar yükselir. Gelişmekte olan bir beynin uyuşturucunun zararlı etkilerine maruz kalması-nın sonucu olabileceği gibi erken biyolojik ve sosyal faktörlerden de (genetik zihinsel hastalık, dis-fonksiyonel aile ilişkileri ve fiziksel veya cinsel tacize maruz kalmak) kaynaklanıyor olabilir. Sebep ne olursa olsun erken kullanım madde bağımlılığına yol açar.

Kullanım şekli: Dumanını soluyarak ya da enjeksiyon yoluyla vücuda giren uyuşturucula-rın bağımlılık yapma riski daha yüksektir. Bu iki şekilde vücuda giren uyuşturucu maddeler, beyne saniyeler içinde ulaşır ve zevk duygusu yaratırlar. Bu zevk duygusu bir kaç dakika içinde sönebilir ve kişiyi daha düşük duygu durumlarına çeker. Araştırmacılar bu düşük duygu durumun (low fee-ling drive) kişiyi kendisini yeniden iyi hissetmek için motive edip tekrar kullanmaya iten bir faktör olduğuna inanmaktadırlar.

TEDAVİ

Bağımlılık tedavisi; farmakolojik yaklaşımların yanı sıra psikososyal değişkenlere dikkat edilerek uygulanacak geniş kapsamlı bir tedavi ve rehabilitasyon programı gerektirir. Bir kişinin tedaviyi kabul etmedeki gönüllülüğü, yaşam olayları, aile ilişkileri, bağımlılığın şiddeti ve komplikasyonla-rına göre zamanla değişir. Gerek gönüllü, gerekse yasal zorunluluk olarak başlanan tedaviler ve denetimler kapsamında belirlenen programa uzun süre devam eden ve maddeden uzak kalan kişi-lerin, diğer bir deyişle tedavi sonuçları iyi olan kişilerin, bazı bireysel özellikler bakımından diğer-lerinden farklı olduğu görülmektedir. Bu nedenle tek bir bağımlılık tedavisi yöntemi yerine kişinin içinde bulunduğu durum (biyolojik-psikolojik-sosyolojik) özelinde tedavi programları geliştirilmeli-dir. Bağımlılık tedavisi detoksifikasyon (arındırma) tedavisi ile başlar. Arındırma tedavisi; kişinin alkol veya maddeyi almadığında maddenin vücuttan çekilmesiyle ortaya çıkan yoksunluk belirtile-rine yönelik yapılır. Bu, tedavinin ilk aşamasıdır. Detoksifikasyon tedavisinin devamında ilaç teda-vileriyle birlikte terapi programları uygulanır. Birçok hasta tedaviyi erken bırakabilmektedir. Yapı-lan çalışmalarda ilaç tedavisi ile birlikte bireysel veya grup terapileri uygulanan hastalar uzun süre tedavide kalabilmektedir.

 

 

 

Kaynaklar

• Abay, E., Ateş, İ. (2001). Bağımlılığın genetiği. Bağımlılık Dergisi; 2(2): 68-70.

• Becker, HS. ve Strauss, A. (1956). Careers, personality and adult socialization. American Journal of Sociology; 62: 253-63.

• Goehl, L., Nunes, E., Quitkin, F. ve Hilton, I. (1993). Social networks and methadone treatment out-come. The costs and benefits of social ties.
• American Journal of Drug and Alcohol Abuse, 19, 251-262. 19 Ekim 2009, EBSCO Academic Search Complete.

• Goldstein, A., ve Kalant, H. (1990). Drug policy: Striking the right balance. Science, 249, 1513-21.

• Gorsuch, RL. (1980). Interactive models of non-medical drug use. In: D. J. Lettieri, M. Mayers ve H.V. Pearson (Eds.), Theories on drug abuse: Selected contemporary perspectives. (NIDA Research Monograph 30, DHHS Publication No. ADM 80-967). Washington, DC: Government Printing Of-fice,18-23.

• Gürpınar, D. ve Tokuçoğlu, L.(2006). Bağımlılık yapan maddeleri kullanmak için duyulan arzu ve bu maddelerle ilgili rüyalar. Journal of Dependence; 7: 38-43.

• Johnston, BD. (1980). Toward a theory of drug subcultures. In D. J. Lettieri, M. Sayers & H. W. Pearson (Eds.), • Theories on drug abuse: Selected contemporary perspectives. (NIDA Research Monograph 30, DHHS Publication No. ADM 80-967). Washington, DC: Government Printing Office, 110-119.

• Karkowski, LM., Prescott, CA. ve Kendler, KS. (2000). Multivariate assessment of factors influenc-ing illicit substance use in twins from female – female pairs. Am J Med Genet; 96: 665 – 70.

• Sağlam, E., Uzbay, Tİ. ve Beyazyürek, M. (2003). Madde bağımlılığının psikofarmakolojik özel-likleri. Bağımlılık Dergisi; 4: 2: 81-7.

• Mackenson, G. ve Cottone, RR. (1992). Family structural issues and chemical dependency: A re-view of the literature from 1985 to 1991. American Journal of Family Therapy; 20: 227-41.

• Searight, HR., Manley, CM., Binder, AF., Krohn, E., Rogers, BJ. ve Russo, JR. (1991). The families of origin of adolescent drug abusers: Perceived autonomy and intimacy. Contemporary Family Ther-apy, 13: 71-81.

• Turan, R. (2010). Madde Kullanım Nedeniyle Denetimli Serbestlik Ve Tedavi Tedbirine Hükmolan Kişilerin Tedaviyi Başarıyla Tamamlamalarını Öngören Etkenlerin İrdelenmesi. İstanbul: İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü. Doktora Tezi. Danışman: Prof. Dr. İlhan Yargıç.

• Yavuzer, H. (1994). Çocuk Psikolojisi (11. Baskı). İstanbul: Remzi Kitabevi.

• Yüncü, Z. ve Savaş, HA. (2007). Madde kullanım bozukluklarında genetik: Bir gözden geçirme. Bağımlılık Dergisi; 8: 146-52.

Konuya İlişkin Makaleler

Metanol Zehirlenmesi

Metanol Zehirlenmesi

Metanol, etanole benzer tadı olan, renksiz, yanıcı, oda sıcaklığında sıvı halde bulunan toksik bir maddedir ve endüstride antifriz, boya inceltici ve cam temizleyici gibi maddelerin yapımında kullanılmaktadır. Metanol zehirlenmesi dünyanın gelişmekte olan birçok yerinde, özellikle düşük sosyo-ekonomik topluluklarda daha sık görülen bir problem olmaya devam etmektedir. Türkiye’de sık olmamakla birlikte yasa dışı yollardan alkol üretiminde […]

Paylaşın..Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on LinkedInShare on Google+Pin on PinterestEmail this to someonePrint this page
Devamını Oku
E-Sigara Kurtuluş mu?

E-Sigara Kurtuluş mu?

  Sigara kullanımında iki tür bağımlılık hakimdir. Nikotin bağımlılığı ve davranış bağımlılığı. Kişi nikotini bıraksa bile, sigara kullanmayınca elini nereye koyacağını bilemez, bir soruya cevap vermeden önce bir nefes sigara çekmek ister ama çekemez, eli boş kalır vb. İşte buna davranışsal bağımlılık diyoruz. Elektronik sigara, tütün bağımlılığında davranışsal bağımlılığa iyi gelmektedir. Kişinin elinde yine bir […]

Paylaşın..Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on LinkedInShare on Google+Pin on PinterestEmail this to someonePrint this page
Devamını Oku
Beynin Yarattığı Düşünce Tuzakları Bağımlılığın Gelişimini Ve Sürmesini Sağlıyor.

Beynin Yarattığı Düşünce Tuzakları Bağımlılığın Gelişimini Ve Sürmesini Sağlıyor.

Bağımlılık tedavisi bir yolculuktur. Bu yolda; çukurlar, engeller, yağmurlar, çamurlar, güneşli günler, patinajlar, virajlar vardır. Düşünce tuzakları iyileşmenin önünde bir engeldir. Bu nedenle sadece kullanılan maddeyi bırakmak yeterli olmuyor. Tedavide psikososyal yaklaşım büyük önem taşıyor. Bu amaçl; Moodist Hastanesi Bağımlılık Merkezi, hümanistik bir yaklaşımla geliştirdiği Kişisel İyileşme Programını (KİP) uyguluyor. Beynimiz her zaman bizim kontrolümüzde […]

Paylaşın..Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on LinkedInShare on Google+Pin on PinterestEmail this to someonePrint this page
Devamını Oku