Kişiler Arası İlişkiler Psikoterapisi

Kişiler Arası İlişkiler Psikoterapisi

Kişilerarası İlişkiler Psikoterapisi (KİPT), başta depresif bozukluklar, perinatal depresyon, duygudurum bozuklukları, yeme bozuklukları, anksiyete bozuklukları olmak üzere birçok ruhsal bozuklukta, çocukluk ve ergenlerden yaşlılara kadar geniş bir yaş aralığında uygulanabilen zaman sınırlı bir terapi yöntemidir.

Tarihçesi

Kişilerarası İlişkiler Psikoterapisi, 1970 ‘li yıllarda Yale Üniversitesi’nde majör depresyonda antidepresanlara kombine ya da monoterapi olarak Gerald Klerman, Myrna Weissman ve Eugene Paykel tarafından geliştirilmiştir. Geliştirme sürecinde amaç yeni bir terapi metodu bulmak yerine majör depresyon çalışmalarında antidepresan tedavilerle karşılaştırılabilecek, hızlı uygulanabilir, modifiye bir tedavi yaratmaktı. İlerleyen dönemlerde KİPT ile ilgili çalışmalar artmış, günümüzde de sıklıkla kullanılan bir terapi metodu olmuştur.

KİPT’in Özellikleri

1-Temel odak noktası kişilerarası ilişkiler ve kişinin sosyal destek mekanizmalarıdır.
2- KİPT; psikolojiyi biyopsikososyal/manevi/kültürel modele göre değerlendirmektedir.
3-Terapist-Hasta ilişkisini doğrudan hedef almadan kişilerarası ilişkilere ve sosyal destek mekanizmalarına yönelir.
4-Akut tedavi süresi kısıtlıdır.
5-Ergenlerden yaşlılara çok geniş yaş aralığında uygulanabilir.

KİPT’in Yöntemi

Günlük hayat içerisinde yaşanılan krizlere verilen tepkiler, kişiden kişiye farklılık göstermektedir. Bu tepkilerde; genetik faktörler, çocukluk yaşam olayları, bağlanma, sosyal destek, çevresel etkenler, erişkinlik deneyimleri etkili olmaktadır. KİPT, hastaların kriz anlarında yaşadığı sıkıntılı süreçlerde kişilerarası ilişkilerinde dönüşüme neden olarak klinik belirtileri azaltmayı amaçlar. Bu kriz anlarında hastanın kişilerarası ilişkilerine vurgu yapılır. Terapi süresince hastalar, ilişkilerini geliştirmeyi, çevresinde bulunan sosyal destek ağlarını keşfetmeyi, ihtiyaç duydukları duygusal ve somut desteği nazik bir şekilde isteyebilmeyi öğrenmektedirler. KİPT, diğer psikoterapilerle küçük ortak noktalar taşısa da; çocukluk, geçmiş yaşam olaylarıyla ruhsal sorunlar arasında bağlantı kuran psikodinamik psikoterapideki, ruhsal sorunlara yönelik ev ödevleri veren bilişsel davranışçı terapideki ya da diğer terapilerdeki esas yöntemleri direk olarak kullanmaz. Hasta terapist ilişkisini ve aktarımı, terapinin merkezine almaz. KİPT’in temel aldığı teoriler; Bağlanma teorisi, kişilerarası ilişkiler teorisi, sosyal teoridir. KİPT’te, yas ve kayıplar (ebeveyn, eş, çocuk, arkadaş kaybı, ölü doğum, iş kaybı, iflas), rol geçişleri ( anne ya da baba olmak, iş değiştirme, iş yerinde pozisyon değişikliği, boşanma, emeklilik, eğitim için aileden ayrılma), kişilerarası çatışmalar (aile içi çatışmalar, iş ortamında çatışmalar) ana odak noktalarıdır. KİPT, Amerikan Psikiyatri Birliği, İngilitere Ulusal Sağlık ve Klinik Mükemmellik Esntitüsü (NICE) tarafından etkin bir tedavi yöntemi olarak kabul edilmektedir.

Konuya İlişkin Makaleler

NEDEN BAĞLANMAK BU KADAR ZOR?

NEDEN BAĞLANMAK BU KADAR ZOR?

“Bebekken annemiz odayı terk ettiğinde yok oldu ve bir daha geri gelmeyecek sanarak ağladığımızı varsayalım. Kısa bir süre önce iç içe olduğumuz ve dokuz ayın sonunda içinden koptuğumuz o bütünün bile bizi terk etmeyeceğine güvenemiyorken karşımıza çıkan bir üçüncü şahsın bizden her an vazgeçebileceğini düşünmek şaşırtıcı mıdır?” Bebeklikte Bakım Verenle Bağlanma İlişkisi Nasıldır? Yaşamımızın ilk […]

Paylaşın..Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on LinkedInShare on Google+Pin on PinterestEmail this to someonePrint this page
Devamını Oku
İletişimi Kesintiye Uğratan Düşünce Tuzakları

İletişimi Kesintiye Uğratan Düşünce Tuzakları

Hepimiz zaman zaman başka insanlarla olan ilişkilerimizde yanlış anlaşılma, kendimizi yeterince ifade edememe ya da karşı tarafın duygularını incitme gibi kaygılar yaşarak geri çekildiğimizi fark ederiz. Bazı durumlarda açığa çıkması kabul edilebilir bu geri çekilme davranışı yaşamımızın bütününe yayılarak temel bir davranış örüntüsü haline geldiğindeyse pasif agresif iletişimin ana merkezi haline geliriz. Kendimize ve çevremize […]

Paylaşın..Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on LinkedInShare on Google+Pin on PinterestEmail this to someonePrint this page
Devamını Oku
Duygularımızı Konuşmak Neden Bu Kadar Zor?

Duygularımızı Konuşmak Neden Bu Kadar Zor?

  Kişisel gelişim ve psikoloji kitaplarında sıklıkla ihtiyaçlarımıza sahip çıkmamız ve ihtiyaçlarımız karşılanmadığında yaşadığımız duyguları etkili yollarla ifade etmemiz öğütlenir. Teknik olarak bunu nasıl yapabileceğimize dair bilgilere erişebildiğimiz bu kitapları okuduğumuzda yüzümüze alaycı bir gülümsemenin yayıldığını fark edebiliriz. Belki “çok kolaydı tabii” diye düşünüp duygularımızı söylemenin karşılığında ne ile yüzleşeceğimizi ya da hangi bedelleri ödeyeceğimizi […]

Paylaşın..Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on LinkedInShare on Google+Pin on PinterestEmail this to someonePrint this page
Devamını Oku