BİLGİLER

BİLGİLER

 

Bağımlılık biyo-psiko-sosyal bir hastalıktır. Kişinin bir ilaç veya maddeye karşı engellenmesi imkansız psikolojik ve fizyolojik bir ihtiyaç duyması, alınan miktarın ve alınma sıklığının giderek artması, alınmadığı zaman yoksunluk belirtilerinin ortaya çıkması ve bu ilaç veya madde alınmadan günlük hayatın sürdürülmesinin imkansız hale gelmesidir. 
 
Bağımlılık kronik bir hastalıktır. 
 
Kişiyi zararlarına rağmen madde aramaya zorlar. 
 
İlk kez kullanılan uyuşturucu kişinin özgür iradesiyle yaptığı bir seçimdir. Ancak tekrarlanan uyuşturucu kullanımı beyinde değişikliklere neden olur. 
 
Bu değişiklikler de kişiyi kötü etkilerine rağmen, (ailevi problemler, hırsızlık, arkadaşlarını kaybetmek ve diğer fiziksel ya da zihinsel problemler) uyuşturucu aramaya ve tekrar tekrar kullanmaya iter.
Bir yıl içinde aşağıdakilerden en az ikisi kendini göstermeli, klinik açıdan belirgin bir sıkıntıya ve işlevsellikte düşmeye yol açmalıdır:  
  
  • Maddenin tasarlandığından daha uzun ve yüksek miktarlarda alınması.
  • Madde kullanımını denetlemek ya da bırakmak için yapılan ama boşa çıkan sürekli çabalar.
  • Maddeyi sağlamak, kullanmak ya da bırakmak için çok zaman harcamak.
  • Madde kullanımı için çok büyük bir istek duymak veya kendini zorlanmış hissetmek.
  • Tekrar eden kullanım sonucu sorumluluklarını yerine getirememek. (işte, okulda, evde)
  • Olumsuz etkilerine rağmen kullanıma devam etmek. (toplumsal ve kişiler arası sorunlar)
  • Madde kullanımı nedeni ile sosyal, mesleki ve kişisel etkinliklerin azalması ya da tamamen bırakılması.
  • Tehlikeli olabilecek durumlarda dahi kullanmaya devam etmek.
  • Fizyolojik ya da psikolojik sorunların ortaya çıkmasına ya da artmasına rağmen madde kullanımını sürdürmek.
  • Maddeye tolerans gelişmiş olması.
  • Madde kesildiğinde ya da azalttığında yoksunluk belirtilerinin ortaya çıkması. (Bulantı, uykusuzluk, kusma, sinirlilik, bunaltı, huzursuzluk, saldırganlık, ishal, terleme, titreme, kas sızıları, ateş vb.) Her madde yoksunluk belirtisi göstermez.
Tolerans gelişimi  
 
Kullanılan madde veya alkol miktarının aynı oranda alınmasına rağmen, etkisinin giderek azalması ve istenilen etki için kullanılan madde miktarının arttırılması ihtiyacıdır.  
 
Yoksunluk  
 
Uzun süre madde kullanımından sonra maddenin azaltılması ya da bırakılması halinde ortaya çıkan bir takım fiziksel ve bilişsel belirtilerin yaşandığı dönemdir. Kişi madde kullanımını devam ettirerek bu belirtileri azaltmayı hedefler.  
 
Bu dönemde görülen bulgu ve belirtiler, kullanılan maddenin cinsine, tüketilen miktara, kullanım süresi ve şekline göre değişir. Alkol gibi bazı maddelerin yoksunluk belirtileri yaşamı tehdit eder nitelikte olabilir.  
 
Bağımlılık Yapan Maddeyi Kullanmak İçin Duyulan Arzu (Craving)  
 
Craving (aşerme) kişinin alkol veya maddeyi kullanmak için yoğun arzu duyması veya dürtü his-setmesi durumudur.  
 
Craving, bağımlılık gelişmesiyle birlikte ortaya çıkar ve kişinin alkol veya maddeyi tekrarlayıcı şekilde kullanmasına neden olur.  
 
Bununla birlikte, kişi alkol veya maddeyi bıraktıktan sonra da craving devam eder ve tekrar madde kullanmaya geri dönüş için risk oluşturur. Bu nedenle bağımlılık tedavisinde cravingle mücadele önemli yer tutmaktadır.
DSM-5’te 10 ayrı madde kümesi tanımlanmıştır: 
  1. Alkol
  2. Kafein
  3. Kenevir (esrar)
  4. Halüsinojenler (LSD, meskalin, fensiklidin vb.)
  5. Uçucular (tiner, benzin, gazolin, bali vb.)
  6. Opiyatlar (morfin, eroin, kodein, metadon vb.)
  7. Dinginleştirici, uyutucu ve kaygı gidericiler (diazepam, klorazepat vb.)
  8. Uyarıcılar (amfetamin, ekstazi, kokain vb.)
  9. Tütün
  10. Diğer bilinmeyen maddeler
Bağımlılık, bireyde ve toplumda yarattığı etkiler beraber düşünüldüğünde, çağımızın en önemli sağlık sorunu olmaya aday olabilir.  
 
Dünyada ve ülkemizde kullanım yaşı giderek düşmekte ve yaygınlaşmaktadır. 2011 yılında TUBİM tarafından yapılan genel nüfustaki madde kullanımı araştırmasında, yaşam boyu madde kullanım sıklığı %2,7 oranında bulunmuştur.   
 
Aynı yıl yine TUBİM ta-rafından yapılan Okul Çocukları Araştırmasında yaşam boyu madde kullanım sıklığı %1,5, maddeyi ilk kez kullanma yaş ortalaması 13,88 ±2,39 olarak görülmüştür.   
 
Ülkemizde madde ve alkol bağımlılığı tedavi merkezlerine yapılan başvuruların son 10 yılda 7 kat arttığı görülmektedir. Bu bağlamda önleme çalışmaları ve yeni tedavi yaklaşımları üzerine yapılan çalışmalar önem kazanmaktadır.
Yapılan araştırmalara göre, bağımlılık yapan tüm uyuşturucular doğrudan ve dolaylı olarak beynin zevk alma hissini kontrol eden ve düzenleyen ağı etkilemektedir. Bağımlılığın her aşamasında beynin farklı bölgelerinde değişiklikler meydana gelmektedir. Bu nedenle bağımlılığın gelişimi çok karmaşık bir süreçtir.

Yemek yemek, sanat ya da yıldızları seyretmek gibi güzel şeyler yaşadığımız zaman beynimiz dopamin salgılıyor. Bu sayede kendimizi sıcak, sakin ve mutlu hissediyoruz. Bir süre sonra dopamin düzeyi eski haline dönüyor ve hayatımızın olağan seyrinde devam edip, yeni bir mutlu an’ı, yaşadığımız zevkin tekrarını bekliyoruz.

Madde kullanımı da ödül merkezinden yüksek miktarda dopamin salgılanmasına ve kişinin haz almasına neden olur. Dopamin salınımı zaman içerisinde beynin muhakeme, karar verme, dürtü denetimi gibi birçok fonksiyonlarından sorumlu bölgesi olan frontal korteksi etkileyerek yanlış karar alınmasına ve seçilen eylemlerin madde kullanımı ile sınırlı kalmasına sebep olmaktadır.

Bununla birlikte beynin öğrenme ile ilgili bölgelerini (Nucleus Accumbens ve Striatum) de etkileyerek, yeni bilgileri öğrenme, kaydetme ve hatırlama yetilerini bozmaktadır.

Tekrarlayıcı ve aşırı dopamin salınımı, normal şartlarda keyif veren ve doğal ödüllendirici olarak bilinen sanat, yemek yeme, müzik vb. aktivitelerden keyif almayı önleyerek, zevk alma duygusunu azaltır.

Kişi kendisini düz, cansız ve depresif hisseder. Daha önceleri zevk aldığı şeylerden artık zevk alamaz hale gelir. Bu noktadan sonra kişinin uyuşturucuya olan ihtiyacı dopamin seviyesini normale çekmek içindir.

Artık kişide maddeyi almaya devam etme arzusu (craving) vardır. Bu da kişiyi madde arama davranışına iter. Madde alımıyla ilgili irade kaybolmuştur. Madde kişiyi kontrol etmektedir.
Toplumdaki bazı bireylerin bağımlı olmaya genetik yatkınlığı vardır. Bağımlılık yapan maddenin farmakokinetik ve farmakodinamik özelliklerini oluşturan enzim, reseptör ve diğer fonksiyonel proteinleri kodlayan genlerdeki polimorfizm, kişinin madde bağımlılığına olan genetik yatkınlığını belirler.

Ailesel faktörlerin madde kullanımı, madde kötüye kullanımı ve madde bağımlılığını etkilediği gösterilmiştir. (Karkowski ve ark. 2000).

Ebeveynlerden biri veya ikisinin ya da ailedeki diğer üyelerin alkol, uyuşturucu problemi olması, suç niteliğinde hareketlerde bulunmaları, ailedeki diğer bireylerin de bağımlılık riskini yükseltir. Aile ilişkileri ile ilgili araştırmalar aynı zamanda madde kötüye kullanımının nasıl süreklilik kazandığını ve relaps oranlarının neden yüksek olduğunu da irdelemektedir.

Dengeli, duygusal ve toplumsal etkileşimin güçlü olduğu aile ortamında, yeterli. güvenli, sevgi ve sevecenlik içinde büyüyen çocuklar, gelişimleri için gerekli deneyimleri elde edebilirler. Bu tür aile ortamlarında, aile üyelerinin kendilerine düşen sorumlulukların bilincinde olarak, çocuklarına bağımsızlık yolunda yeterli olanakları hazırlamaları, onların sağlam bir kişilik yapısına sahip olmalarını sağlar.

Uyuşturucu madde bağımlılığı, kapalı aile sistemindeki çocuğun kendini kıstırılmış hissetmesi sonucu, başkaldırma ve cezalandırma veya yok edici ve kendi kendini cezalandırıcı yaşam stilini benimseme yoluyla aile ile kaynaşmaktan kaçınma girişimi biçiminde açıklanmaktadır.

Ayrıca, uyuşturucu madde bağımlılığı bireyin kendi yaşamı üzerindeki kontrolünü koruma ve bağımlı kişinin ailesi tarafından empoze edilen duygulardan çok kendi duygularını yaşamakta özgür olma çabası şeklinde açıklanmaktadır (Turan 2010).

Uyuşturucu madde kullananların ailelerinde, aile içi ve dışında sınırsal problemler, sağlıksız ve yıkıcı roller, iletişimin yetersiz olması gibi sorunlar olduğu belirtilmektedir. (Mackenson ve Cottone 1992)

Uyuşturucu madde kullanan ergenlerin ailelerinin, düşünce ve duygularını ifade etmede daha sınırlı, kişisel sınırlara saygılarının daha az, diğerlerine karşı ilgi ve güvenlerinin yetersiz, duygusal yönden daha çok mesafeli oldukları ve evde daha negatif bir atmosfer yarattıkları bildirilmiştir (Searight ve ark. 1991).

Ebeveynlerin madde kullandığı durumlarda, çocuğun ebeveynin davranışlarını taklit etmesinin bağımlılıkta önemli rol oynadığını düşünülmektedir (Gorsuch 1980)
Uyuşturucu kullanan arkadaş çevresi olan kişiler, uyuşturucuyu denemeye daha meyillidirler. Akademik başarısızlıklar ve yetersiz sosyal beceriler, kişileri uyuşturucu kullanmaya iten bir diğer sebeptir.

Madde kötüye kullanımında sosyalleşmenin oynadığı rol önemlidir. Gerginlik, sıkıntı, sosyal boşalım ihtiyacı, sosyal stres ve akran grubunun madde kullanımını onaylaması, nörotik savunma mekanizmalarına gerek olmadan uyuşturucu probleminin gelişmesi için yeterli olabilmektedir.

Buna göre, yüksek öz değere sahip bireylerin sosyal ortam sonucu uyuşturucu madde kullanmaları açıklık kazanmaktadır.

Uyuşturucu madde kullanmaya başlama ve bağımlılığın gelişmesi üzerinde akran grubuyla özdeşleşmenin önemli etkileri bulunmaktadır. Uyuşturucu madde kullanan ve madde kullanımını kurallara uygun bir davranış olarak kabul eden bir grupla özdeşleşmiş bireylerin madde kullanması bu grup tarafından beklenmektedir.

Yüksek relaps oranlarının, özelikle arkadaş grubu içinde görülen madde kötüye kullanımı ile ilişkili olduğu saptanmıştır.
Kullanılan Maddeye Erişebilme Kolaylığı

  Erişebilirlilik, maddeyi elde etme kolaylığı veya zorluğunu, özellikle maliyet ve ulaşmak için gereken fiziksel çabanın miktarına bağlı olarak belirlenen bir dizi fiziksel, sosyal ve ekonomik şartları ifade etmektedir.

Eğer maddenin fiyatı yüksek ve ulaşmak için sarf edilmesi gereken eforun miktarı fazlaysa, madde kullanma eğilimi düşecektir. Erişebilirlilik kavramı gerçek olabildiği gibi ayrıca algılanabilmektedir.

Gerçek erişebilirlilik, maddelerin fiyatını, yakın çevredeki satıcı ve satın alınacak yerlerin sayısını dikkate almak-tadır. Algılanan erişebilirlilik ise madde kullanan ve kullanmayan kişilerin söz konusu erişebilirlilik hakkındaki tahminlerini içermektedir. Uygulamada, gerçek erişilebilirlilik bilinmemekte ve sübjektif tahminlere dayanmaktadır (Turan 2010).

Maddeye erişimi kolay olan meslek gruplarının (doktor, hemşire ve eczacıların) bağımlı olma riski, diğer meslek gruplarındakilere oranla daha yüksektir. (Goldstein ve Kalant 1990).

Erken Başlama

Herhangi bir yaşta uyuşturucu kullanmak bağımlılığa sebep olabilir. Ama araştırmalar gösteriyor ki, kişi ne kadar erken madde kullanımına başlarsa, bağımlı olma riski o kadar yükselir.

Gelişmekte olan bir beynin uyuşturucunun zararlı etkilerine maruz kalmasının sonucu olabileceği gibi erken biyolojik ve sosyal faktörlerden de (genetik zihinsel hastalık, disfonksiyonel aile ilişkileri ve fiziksel veya cinsel tacize maruz kalmak) kaynaklanıyor olabilir.

Sebep ne olursa olsun erken kullanım madde bağımlılığına yol açabilir.

Kullanım şekli

Dumanını soluyarak ya da enjeksiyon yoluyla vücuda giren uyuşturucuların bağımlılık yapma riski daha yüksektir.

Bu iki şekilde vücuda giren uyuşturucu maddeler, beyne saniyeler içinde ulaşır ve zevk duygusu yaratırlar. Bu zevk duygusu bir kaç dakika içinde sönebilir ve kişiyi daha düşük duygu durumlarına çeker.

Araştırmacılar bu düşük duygu durumun (low feeling drive) kişiyi kendisini yeniden iyi hissetmek için motive edip tekrar kullanmaya iten bir faktör olduğuna inanmaktadırlar.
Bağımlılık tedavisi; farmakolojik yaklaşımların yanı sıra psikososyal değişkenlere dikkat edilerek uygulanacak geniş kapsamlı bir tedavi ve rehabilitasyon programı gerektirir. Bir kişinin tedaviyi kabul etmedeki gönüllülüğü, yaşam olayları, aile ilişkileri, bağımlılığın şiddeti ve komplikasyonlarına göre zamanla değişir. Gerek gönüllü, gerekse yasal zorunluluk olarak başlanan tedaviler ve denetimler kapsamında belirlenen programa uzun süre devam eden ve maddeden uzak kalan kişilerin, diğer bir deyişle tedavi sonuçları iyi olan kişilerin, bazı bireysel özellikler bakımından diğerlerinden farklı olduğu görülmektedir. Bu nedenle tek bir bağımlılık tedavisi yöntemi yerine kişinin içinde bulunduğu durum (biyolojik-psikolojik-sosyolojik) özelinde tedavi programları geliştirilmelidir. Bu amaçla Moodist Hastanesi Bağımlılık Merkezinde Kişisel İyileşme Programı uygulanmaktadır. Bağımlılık tedavisi bir yolculuk gibidir. Çeşitli aşamalardan oluşur. İlk aşama detoksifikasyon (arındırma) tedavisi ile başlar. Arındırma tedavisi; kişinin alkol veya maddeyi almadığında maddenin vücuttan çekilmesiyle ortaya çıkan yoksunluk belirtilerine yönelik yapılır. Detoksifikasyon tedavisinin devamında ilaç tedavileriyle birlikte terapi programları uygulanır. Birçok hasta tedaviyi erken bırakabilmektedir. Moodist Hastanesi Bağımlılık Merkezinin uyguladığı aşamalar hakkında bilgi almak için tıklayınız Yapılan çalışmalarda ilaç tedavisi ile birlikte bireysel veya grup terapileri uygulanan hastalar uzun süre tedavide kalabilmektedir. Bu nedenle bağımlılık tedavisinde terapi büyük önem taşır.
İnsanlık tarihi kadar eski olan alkol, tarih boyunca tedavi edici ya da dinsel amaçlarda kullanılmıştır. Alkol kullanımı çok eski zamanlara kadar dayanmasına karşın alkol bağımlılığının bir hastalık olarak ifade edilmesi yakın zamanda ortaya çıkmıştır.   Dünya Sağlık Örgütü’ne göre; alkol almak için kuvvetli bir istek olması, alkol alma davranışını kontrol edememe, alkol alınamadığında kişide yoksunluk emarelerinin görülmesi, alkolün bireyde bıraktığı olumlu etkiden kaynaklanan alkole daha fazla ihtiyaç duyma hissi, alkolden zarar görmesine rağmen kişinin alkol kullanımından vazgeçememesi ölçütlerinden en az üçüne son bir yılda sahip olan birey alkol bağımlısı olarak tanımlanmaktadır.   Alkol bağımlılığı, kronik ilerleyici ve hatta ölümcül bir hastalıktır. Bağımlılıkların genelinde olduğu gibi aşağıdaki özelliklere sahiptir.
  • Sıklıkla, aşırı miktarlarda içmek
  • Tıbbi, psikolojik ve sosyal sorunlar oluşturmasına rağmen içmeye engel olamamak
  • İçilen alkole tolerans gelişmesi
  • İçilen miktarın azaltılması ya da tamamen kesilmesi ile yoksunluk belirtilerinin oluşması
   
Amerika’da yapılan araştırmalarda alkol tüketimi çeşitli nitelikler bakımdan incelenmiş ve bu araştırmaların sonuçları şöyle ifade edilmiştir; ırk ve etnik kökene göre en hızlı alkol tüketim oranı beyaz ırka aittir (%56), ağır içicilerde ise etnik köken ve ırksal olarak değişiklik görülmemektedir. Cinsiyet olarak bakıldığında erkeklerde dipsomanik içme (%23- %8.5) ile ağır içici olma (%9.4- %2) oranları kadınlara nazaran daha yüksektir. Eğitim durumuna göre bakıldığında eğitim seviyesi arttıkça alkol kullanım oranı da artış göstermektedir. Oranlara bakıldığında üniversite eğitimi alanların %70’i, daha alt seviyede eğitim alanlarınsa %40’ı alkol tüketmektedir. Ülkemizde Alkol tüketimine bakıldığında, alkol kullanım bozukluğu sebebiyle tedavi kurumlarına yapılan başvurularda görülen artış, alkol içmeye başlama yaşındaki düşüş ve tüketilen alkol miktarındaki artış sorunun boyutunun giderek arttığını göstermektedir.
Yapılan çalışmalar genetik faktörlerin etkili olduğunu ortaya koymuştur. Tek yumurta ikizleri ve evlat edinilen kişiler üzerinde yapılan çalışmalarda genetik yakınlık gösterilmiştir. 1. derece yakını Alkol bağımlısı olan kişilerde risk 4 kat daha fazladır. Dikkat eksikliği ile hiperaktivite, davranış bozukluklarından birine yahut ikisine sahip olan çocukta ileride alkole bağlı bozukluk tehlikesinin fazla olduğu; antisosyal kişilik vb. bozuklukların da bireyi alkolle alakalı bozukluklara yatkınlaştırdığı görülmektedir. Sosyal ve kültürel faktörlerin yanı sıra ailedeki bireylerin alkol tüketme alışkanlığı da çocuğun alkol kullanma davranışına etki etmektedir. Alkol bağımlısı akrabaların fazlalığı bireyde de alkole ilişkin sorunların fazla olmasını beraberinde getirmektedir. Akrabalık ilişkileri ve bağımlılık boyutu arasındaki ilişkinin araştırılması halen devam etmektedir. Kimi sosyal alanlar da bireyin alkol tüketimini arttırıcı rol oynamaktadır. Sosyal olarak beklentinin bu yönde olması, ortamda alkol kullanımının normal karşılanması alkol tüketimini arttırmaktadır.
Alkol bağımlılığı, başlama, sürdürme, psikopatoloji ve diğer faktörler göz önüne alındığında bazı farklılıklar olduğu görülmüştür. Bu farklılıklardan yola çıkarak alkol bağımlılığı alt tipleri aşağıdaki gibi sınıflandırılmıştır. Tip-A Alkol Bağımlılığı: Bağımlılığın geç yaşlarda başlangıç gösterdiği, çocukluk çağına ait risk faktörü sayısının az olduğu, alkolle ilişkili bozukluk ve görülen psikopatolojinin az olduğu tiptir. Tip- B Alkol Bağımlılığı: Bağımlılık şiddetinin daha yüksek olduğu, çocukluk çağı risk faktörlerinin daha çok olduğu tiptir. Alkol ilişkili bozukluklar erken başladığı gibi daha fazla psikopatoloji vardır. Aile hikayesinde alkol kötüye kullanımı daha sıktır, birden çok madde kullanımına sık rastlanır, sık alkol tedavisi öyküsü ve çok sayıda stres faktörü söz konusudur. Kişinin alkol bağımlılığının olup olmadığı doktorun fiziksel muayenesi ve bazı testlerden sonra elde edilen emareler ve bulgularla ortaya çıkmaktadır. Bağımlılık tanısı için bağımlılık bölümüne bakınız Fiziksel belirti ve bulguları şunlardır; kırmızı burun, avuç kızarıklığı, parmaklarda sigara yanıkları, KC de ağrısız büyüme, üst abdominal bölge ağrıları, kuvvet ve hislerde azalma, kol ve bacaklarda zayıflama,   Laboratuar bulguları şunlardır; AST, ALT, GGT’de yükselme, trigliserid, ürik asid ve üre de yükselme
Vücuda alındığından itibaren alkol, hızlı bir biçimde mide ve ince bağırsakta emilerek kana karışır. Karaciğerde enzimler yoluyla metabolize olur. Alkolün yalnızca bir miktarı karaciğer tarafından metabolize edildikten sonra,geri kalanı vücutta dolaşmaya devam eder. Bu sebepten, alkolün vücuttaki etkisinin yoğunluğunu tüketilen alkol miktarı belirler.   Kan alkol düzeyine göre (%mg) olarak alkolün davranışsal etkileri şunlardır: 50-80            Keyif harekette kusurlar 80-100          Nistagmus (göz bebeklerinde oynama) 100-200        Yürümekte zorluk, duygusal bozukluklar (öfke, ağlama vb) 200-300        Şaşkınlık, konuşma bozukluğu, unutkanlık 300-400        Koma 400-500        Solunum depresyonu > 500            Ölüm *Ögel K. Sigara, Alkol ve Madde Kullanım bozuklukları: Tanı, Tedavi ve Önleme. Yeniden Yayınları. İstanbul, 2010   Alkolün tesirinin en fazla olduğu yerin beyin hücreleri olması nedeniyle etkisi ilk olarak hareketlerde fark edilir. İlk yıkıldığı yer olan karaciğerde de kimi farklılıklara ve lipid düzeyinin yükselmesine neden olmakta, şeker metabolizmasını bozarak pankreas hücrelerine, vitamin ve besin değeri olan yiyeceklerin sindirilmesine mani olmakta; sindirim sistemi hücrelerine, hafıza bozukluğu, uyku düzensizliği, dürtü kontrolsüzlüğü gibi sorunlara neden olup beyin hücrelerine zarar vermektedir.   Bedende meydana gelen bu sorunların bir kısmı alkol tüketimi bırakıldığı takdirde son bulmaktadır.  
Alkol alımının durdurulması veya azaltılmasından birkaç saat veya gün sonra ortaya klinik olarak çekilme belirtileri çıkar.   Yoksunluğun belirtileri; terleme, nabız artması, titreme, huzursuzluk, sürekli hareket halinde olma, uykusuzluk, asabiyet, bulantı, kusma, geçici halüsinasyondur.   Deliryum Tremens   Alkol çekilme belirtilerinin en ağır olarak görüldüğü durumdur.   Alkol kesimini takriben 24 – 48 saat sonra, titreme, denge ve dikkatin bozulması, terleme, iştahta azalma ve çarpıntı ile başlar.   Hasta giderek şaşkınlaşır, bilinci bulanıklaşır ve duraksamadan ilgisiz bir biçimde konuşmaya başlar. Bu duruma panik, kızgınlık ve saldırganlık eşlik edebilir. İşitsel, görsel ve duysal varsanılar görür, hisseder, duyar ve sara nöbeti geçirebilir.   Acil tıbbi bakım sağlanması gereken bu durumda, hasta uzun süren uykudan sonra kendine gelebileceği gibi kalp yetmezliği, iltihaplanmalar, şok, kaza sonucu ölebilir veya kalıcı beyin hasarı yaşayabilir.
Alkolden kaynaklı bozukluklar birkaç hastalığı kapsayabilmekte; bireysel olgularda psikososyal, kalıtımsal, hareketsel etmenler diğer faktörlerden daha önemli olabilmektedir. Bu etmenlerin belirlenmesi, hastalık belirtilerinin değerlendirilmesi ile kişiye uygun tedavi seçeneklerinin belirlenerek tedavi planı yapılır. Hasta ve hasta yakınları bu konuda bilgilendirilir. Alkol bağımlılığının tedavisi profesyonel olarak alınacak yardımla mümkündür. Bu yardımın ilk kısmı alkol kullanımının kesilerek ortaya çıkacak yoksunluk belirtileri için uygun tıbbi yardımların yapılması ve ilaç kullanılmasını kapsar. İkinci kısım rehabilitasyon sürecidir. Bireyin yoksunluktan kurtulmasının akabinde alkol almadan yaşama adapte olabilmesi için bireye gerekli bilgi ve becerileri kazanması amaçlanır. Arınma (detoksifikasyon) süreci ile başlayan tedavi yatarak olabileceği gibi aytaktan takip ile de mümkündür. Tedavi birçok defa sonuca ulaştırılamamışsa, hastanın hayatını tehlikeye sokacak yoksunluk halleri mevcutsa, hasta içmeyi sürdürdüğü takdirde hayatını zora sokacak tıbbi haller varsa, ruhsal hastalıklar mevcutsa, kullandığı başka kötü maddeler varsa, hastaya destek olacak kimse yoksa hastanın hastaneye yatırılıp tedavi görmesi gerekmektedir. Detoksifikasyon, tedavide ilk basamaktır. Tedaviye uyumun sağlanması, iyileşme motivasyonun korunması ve değişime istekliliğin sürdürülebilir kılınması için Psikoterapi gereklidir. Bireysel ve grup psikoterapileri ile bu süreç desteklenir. Detoksifikasyon, psikoterapi ve ilaç tedavisi alkol bağımlılığı tedavisinde önemli yapı taşlarıdır. Moodist Bağımlılık Tedavi Merkezinde uyguladığımız tedavi programlarımız hakkında bilgi almak için tıklayınız 
Kokain; Güney Amerika’da yetişen, uyarıcı etkisi bulunan Erythroxylon coca adlı bitkiden üretilen bir maddedir. Kokain, 1914 yılında yan etkileri ve bağımlılığa neden olması göz önünde bulundurulup uyuşturucu madde sınıfına sokulmuştur. Kokain, bağımlılık yapıcılığı yüksek bir maddedir. Alınan tek dozdan sonra dahi psikolojik kokain bağımlılığı ortaya çıkabilir. Kokain kullanımının devamlı tekrarlanması sonucu bazı etkilerine yönelik duyarlılık ortaya çıkabilir. Bu duyarlılıklar birçok faktörle alakalı olabileceğinden ne zaman ortaya çıkacakları belli olmamaktadır.
Kokain, kişiyi uyarır, canlandırır. Ancak bu etkiler kısa sürelidir ve bir saat içinde sonlanır. Kullanan kişinin hareketlerinden alındığı hemen fark edilebilen kokain; 30-60 dakika gibi kısa bir zaman içinde etkisini gösterir. Kısa bir süre etki göstermesine rağmen idrarda varlığı 3 güne kadar tespit edilebilmektedir.
Kokainlerin saflığı, satıcılarının kokaine uyguladıkları işlemlerden kaynaklı olarak farklılık göstermektedir. Toz olarak burundan alınması en çok kullanılan şeklidir; koklayarak burundan alınmasına "line" veya snorting, çubuk vasıtasıyla buruna çekilmesine ise tooting denilmektedir. Bunun dışında deri altı yahut damar içine IV enjeksiyon; ve sigara içine konularak içilerek (freebasing) kullanılmaktadır. Ağız yoluyla kullanımı da mümkündür; lakin etkisinin en az olduğu yöntem olduğundan çok ender kullanılmaktadır.
Kokainin yoksunluk belirtileri arasında şunlar sayılabilir: • Ruhsal çöküntü • Halsizlik • Güçsüzlük • Çok uyuma • Mutsuzluk hali Yoksunluk süresi kullanım sıklığı ve miktarına göre değişkenlik gösterir.
Kokainin direkt alındığı durumlarda kalp anomalileri, serebrovasküler rahatsızlıklar ve ölüm görülebilmektedir. Uzun dönem kullanımı sonucunda beyin damarlarında tıkanma, beyin kanaması, cinsel iktidarsızlık, baş ağrıları ve burun kanamaları oluşur. Kokain kullanımı, bronşlar ve akciğerde yarattığı hasarın yanı sıra beyinde de önemli etkileri mevcuttur. Kokain kullanımının damarları daraltıcı etkisi nedeniyle beyin içi kanamalara ve epileptik nöbetlere sebep olduğu gözlenmiştir. Kokain kullanımına bağlı olarak paranoid hezeyanlar ve halüsinasyonlar ortaya çıkabilmektedir. Kişinin, hayaller görmesi ve her şeyden kuşku duyması psikoz tablosunu andırır.
1980’li yılların ortalarından beri Amerika sokaklarında satılmaya başlayan Crack, kokainin çok etkili bir formudur. İşlenerek kristalimsi bir hal alan kokainin bu formu, vücut tarafından hızlı emilir. Hemen içime hazır satılır. Kokain gibi bağımlılığı hızlı geliştiğinden kullanılan miktarı arttırmak gerekliliği doğar. Madde temini için suç işlemeye başlama olasılığı yüksektir. Sentetik bir uyuşturucu olduğu için, alınan maddenin her zaman crack çıkmama ihtimalinden dolayı etkisinin ne kadar süreceğini kestirmek zordur. Maddenin etkisi ile kişinin kalp atışları hızlanır, ani kan basıncı ortaya çıkabilir, kalp krizi geçirme riski yükselir. Depresif ruh hali ya da intihara meyilli davranışlar görülebilir.
Kokain bağımlılığının tedavisinde ilaç ve terapi birlikte kullanılmalıdır. Yoğun kokain bağımlılığı olanların kullanımı durdurabilmeleri için yatarak tedavisi şarttır. Kokaini bırakmak kadar tekrar başlamamak önemlidir. Bu nedenle terapi gereklidir. Araştırmalar, kokain bağımlılığında terapinin sıklığının daha fazla olduğunu göstermektedir. Bağımlılıkta tedavi ile ilgili genel bilgilere ulaşmak için tıklayın  
Tarih boyunca yetiştirildiği ve kullanıldığı bilinen esrar, yaygın olarak kullanılan maddelerden biridir. Uzakdoğu’da 4000 yıldan fazla bir süredir kullanılan Hint keneviri bitkisi Cannabis sativa ve indica’dan üretilmektedir. Tesiri en fazla olan formu haşhaş bitkisindeki kuru, kahve-siyah reçineli kısmında bulunmaktadır. Kullanımı, kesilip kurutulmasının sonrasında parçalanarak sigaranın içine sarılıp içilerek olmaktadır. Bir diğer kullanım şekli ise kova veya bong diye tabir edilen yöntem ile buharını içe çekmektir. Keke karıştırılması ya da çay olarak içilmesi gibi kullanımlar da mevcuttur. Marihuana, çay, ot, weed, Mary Jane gibi tabirler esrar için kullanılmaktadır. Sertliğini ifade etmek içinse kenevir, chasra, bhang, ganja, dagga ve sinsemilla gibi isimler kullanılmaktadır.
Esrarın sigara içinde kullanıldığında tesiri birkaç dakika içinde görülmektedir; en yüksek etkisini 30 dakikada gösteren esrarın etkisi 2-4 saat sonra son bulur. Kimi hareketsel ve zihinsel etkileri 12 saate kadar sürebilmektedir. Sigaranın dışında yiyeceklerin içine konularak oral yolla da esrar tüketimi yapılmaktadır. Dumanın solunmasıyla esrarın tüketimi mevzubahis olduğunda oral olarak alınan miktardan daha fazla oranda esrar kullanımı söz konusu olmaktadır. Esrarın etkileri; esrarın gücüne, kullanım şekline, içme yöntemine, kullanılan yere, kullanıcıların son tecrübesine, beklentisine ve kişilerin biyolojik yatkınlıklarına bağlı olarak değişiklik göstermektedir. Esrar tüketilirken beraberinde alınan alkol ya da başka maddelerin kullanımı da esrarın tesirini etkilemektedir. Esrar kullanımı algıda değişiklik, kısa süreli öfori ve rahatlama, duyusal deneyimlerde abartı ve zaman algısında bozulmaya neden olmaktadır. Kullanım sonrası film izleme veya müzik dinleme gibi etkinliklerde artış, çok fazla yemek yeme görülmektedir. Esrar, diğer maddelere bir geçiş kapısıdır. Yapılan çalışmalar, esrar kullanımının kişinin diğer maddeleri kötüye kullanmanın yanı sıra maddelere bağımlı olma potansiyelini arttırdığını göstermektedir. Esrar kullanılmasıyla birlikte ağızda kuruluk, açlık, gözlerde kızarıklık, kan basıncının artması ve çarpıntı görülen en sık yan etkilerdir. Devamlı kullanımda testosteron düzeyinde ve sperm miktarında azalma, kadınlarda doğurganlık azalması da görülen yan etkilerdendir. Kimi bireylerde kaygı, korku hissinin artması, panik atak gibi tepkiler görülürken; kimi bireylerde ise yavaşlamalar görülmektedir. Huzursuzluk, uyumakta zorluk çekme, iştahın azalması, kilo kayıpları, sabırsızlık gibi ruhsal ve fiziksel rahatsızlıklara da neden olmaktadır. Dengede durma sorunları, gözlerde kızarıklık, hafıza zayıflığı, tepkilerin zayıflaması da gözlemlenen diğer belirtilerdir. Esrarın etkisinin geçmesinin sonrasında kişide yorgunluk, uyku hali ve kaygı görülmektedir.
Esrarın kullanımına bağlı olarak; duygu ve düşüncelerde bozukluk özellikle görülen yan etkilerdir. Aşırı hassaslık, alınganlık, sinirlilik, huzursuzluk, iştah azalması, mide-bağırsak rahatsızlıkları, ateş, bulantı, titreme, uykusuzluk, yön duygusu kaybı gibi yoksunluk belirtileri mevcuttur. Esrar kullanım süresi ve miktarı fazla olan bireylerde birdenbire ortaya çıkan ve birkaç gün sürebilen halüsinasyon, bilinç karmaşıklığı, duygusal bozukluklar görülmektedir. Esrar psikozu, esrar kullanımına bağlı ortaya çıkan bir akıl hastalığıdır. Esrarın bunun dışında beynin hacmini azalttığı ve beyinde hasara neden olduğu da görülmektedir.
Esrar bağımlılığın spesifik bir tedavisi yoktur. Tüm bağımlılıklarla benzer tedaviler uygulanır. Esrar bağımlılığında ilaç tedavisi; • Esrar yoksunluk belirtilerini azaltmak için, • Esrar isteğini azaltmak için, • Esrarın yol açtığı ruhsal sorunların tedavisi için kullanılabilir. Kullanan kişinin esrar kullanımını bıraktıktan sonra tekrar başlamaması için "tekrar kullanmayı önleyici terapi"lere girmesinin gerekli olduğu araştırmalarda gösterilmiştir.
Eroin bağımlılığı çok ciddi bir bağımlılıktır. Tedavisi oldukça zordur ama vardır. Eroin bağımlılığı tedavisinde amaç bırakmak kadar tekrar başlamamak olmalıdır. Bu nedenle tekrar başlamayı önleyecek yöntemler uygulanmalıdır. Bunlar arasında ilaç tedavisi ve psikolojik tedaviler vardır. İkisinden birinin eksik olması, tedavinin başarını azaltır ve tekrar başlamaya yol açar. Seçilecek ilaç veya psikolojik tedaviler, kişinin ihtiyacına uygun ve kişiye özel olmalıdır. İlaç tedavilerinden birisi Suboxone ilacıdır, bu ilaç eroine benzer etkiye sahiptir ama kişiye eroin gibi zarar vermez. Bir diğer ilaç ise halk arasında çip veya pellet diye bilinen naltrekson ilacıdır ve kişi bu ilacı kullandığı sürece, eroin kullansa bile eskiye dönmez. Bireyi eroin kullanmaya iten ruhsal etkenler saptanmalı, buna uygun başa çıkma yöntemleri geliştirilmeli, aile ilişkileri düzeltilmeli ve aile üyeleri bilgilendirilmelidir. Moodist Hastanesi Bağımlılık Tedavi Merkezi olarak tüm bu tedavileri uyguluyoruz. Kişisel İyileşme Programı adını verdiğimiz program sayesinde tekrar başlamayı önleme konusunda adımlar atıyoruz.
Türkiyede kullanımı gün geçtikçe yaygınlaşan, bonzai ve Jamaican adıyla satılan, bağımlılık potansiyeli yüksek bu madde 2011 yılında yasadışı maddeler sınıfına alınmıştır. Doğal bir uyuşturucuymuş gibi piyasaya sürülen bonzai, esrara göre etkisinin daha şiddetli olması, ulaşılabilirliğinin kolay olması, az maliyet ile kolay üretilebilir ve ucuz fiyatlarla satılıyor olması gibi sebeplerle kullanımı gün geçtikçe artmıştır. Tanımlanması esrar benzeri bir uyuşturucu olarak ifade edilse de bonzai bir bitki değil, esrara benzer etkileri olan psikoaktif bir maddedir. Bonzai, kurutulmuş çeşitli bitkiler parçalanarak kimyasal içerik püskürtülmesiyle elde edilen sentetik kannabinoid grubuna ait uyuşturucu bir maddedir. Tarım ilaçları, yavşan otu, floresan tozu, sanayi kimyasalları gibi birçok madde sentetik kannabinoid ile karıştırılabilmektedir. Esrar gibi, sigara ve "kova" yani buharının içe çekilmesi biçiminde kullanımı yaygındır.
Bonzai alındığı takdirde vücutta baş dönmesi, eşgüdüm kaybı, uyuşma, ileriye dönük hafıza yitimi gibi yan etkiler ortaya çıkmaktadır. Sıklıkla çarpıntı ve hipertansiyon saptanır. Bonzai karışımının içerisindeki maddelerin cinsine, kullanım miktarına ve bireysel değişkenlere bağlı olarak şunlar ortaya çıkabilmektedir: • Ateş yükselmesi, • Hızlı nefes alıp verme, • Terleme, • Kalp krizi, • Kalp hızında yavaşlama, • Sara nöbeti, • Akut böbrek yetmezliği, • Akut görme kaybı, • Solunum depresyonu, • Bilinç kapanması, • Pankreatit, • Karaciğer ve böbrek fonksiyonlarında bozulmalar. Kan basıncındaki ani-hızlı yükseliş ile kalp hızındaki artış nedeniyle ölümcül olabilmektedir.
Kullanımının bırakılmasının akabinde görülebilenler şunlardır: • Huzursuzluk, • Uykusuzluk, • Kaygı bozukluğu, • Kusma, • Karın ağrısı, • Uyuşukluk, • Çarpıntı, • Sinirlilik, • Uykusuzluk, • İştahsızlık, • Göz kızarıklığı, • Baş ağrısı, • Kas ağrıları, • Titreme • İshal
Kumar kısaca para veya başka kazançlar için şans oyunları oynama davranışıdır. Şans ise öngörülemeyen olay veya durum olarak tanımlanır. Kumarda diğer bağımlılıklar gibi kişinin oynamaya başlayınca kontrolünü sağlamakta zorluk çektiği, dürtüsel ve tekrarlayıcı bir hastalıktır. Kumar bağımlılığı kişisel, ailevi veya mesleki hedefleri bozan, sürekli ve yineleyen uygunsuz kumar oynama davranışı olarak adlandırılmaktadır. Kumar oynama sorunu yaşayan insanlar genellikle kumar oynamalarında yanıltıcı bir kontrol hissi taşırlar. Bu yanıltıcı kontrol hissi, kumar bağımlısının sorunları tek başına çözmesi gerektiğini hissetmesine neden olur. Bu nedenle kişi kaybettiği parayı kazanmak için tekrar tekrar kumar oynamayı sürdürür ve kayıp genellikle katlanarak devam eder.
Şans Oyunları:Nakit ödül için oynanan oyunlar (piyango, sayısal oyunlar ve anlık kazandıran oyunlar gibi). Şans oyunları üç kategoride tanımlanabilir. Piyango: Numaralı çekiliş ile oynanan şans oyunları Sayısal Oyunlar: Para ödülü kazanmak için belirli sayıda şekil, harf veya rakamların çekilmesi sonucunda tahmin ederek oynanan şans oyunlarıdır. Hemen-Kazan: Para ödülü kazanmak için belli numaraları, miktarı, şekilleri, tasarımları ortaya çıkarmak için biletlerin çizilmesiyle oynanan şans oyunlarıdır. Müşterek Bahis Oyunları (Spor bahisleri): Yerel veya uluslararası spor karşılaşmalarının sonucuna bahis oynamak (idda vb). Müşterek Bahis (At yarışları): Yerel veya uluslararası at yarışi, veya spor karşılaşmasının sonucuna bahis oynamak Para-Kazanç Olmayan Ödüller: Talih Oyunları: Sosyal oyunların bahis makinelerine jetonlar veya cipler ile oynanması Karşılığı Nakit Olmayan Piyangolar ve Çekilişler: • Yardım Amaçlı Piyango: Yardım Toplama Kanununa göre uyarlanmış bilet veya kuponların satılması ile yapılır. • Ticari Amaçlı Piyango: Ücretsiz bilet veya kuponlarla yapılır. • Sosyal Amaçlı Piyango: Topluluğa fayda sağlamak amacıyla kamu kuruluşları tarafından yapılan piyango.çekilişleri Online kumar Sanal ortamda bahis/kumar oynama: İnternet, cep telefonu, televizyon ve benzeri elektronik platformlar aracılığıyla kumar/bahis oynama.
  1. Profesyonel kumar oynama bağımlıları
Profesyonel kumar oynama bağımlıları geçimlerini kumar oynama ile sürdürür ve meslek haline getirirler. Kumar oynamada yetenek geliştirip hem bahis edilen para hem de kumar oynama için harcanan zamanlarını kontrol edebilirler. Yani, profesyonel kumarbazlar kumar bağımlısı değildirler. Sabır ve teknik ile en iyi bahsi yapıp kazanmayı sağlarlar.
  1. Antisosyal veya karakteristik kumar oynama bağımlıları
Yasadışı yollardan para kazanmanın bir yolu olarak kumar oynamayı kullanın kimseleedir. At ya da köpek yarışlarını kontrol etmek ile yükümlüdürler.
  1. Genel sosyal kumar oynama bağımlıları
Yenilenme, sosyalleşme ve eğlence için kumar oynayan kisilerdir. Onlar için, kumar oynama rahatlama/stresten arınama aracıdır. Kumar oynamaları, aile, sosyal veya mesleki sorumluluklarını etkilemez.
  1. Ciddi sosyal kumar oynama bağımlıları
Bu kisiler zamanlarını kumar oynamaya daha çok harcayın kimseler olarak bilinir. Kumar oynama, rahatlama ve eğlence kaynağıdır. Ancak bu kişiler şahsi ve mesleki önemli işleri ikinci plana atabilirler. Yine de, ciddi sosyal kumarbazlar, kumar oynama davranışları üzerinde kontrol sahibi olurlar.
  1. Rahatlama ve kaçış amaçlı kumar oynama bağımlıları
Kaygı, depresyon, öfke, can sıkıntısı veya yalnızlık duygularından kurtulmak için kumar oynayın kimselerdir. Krizlerden veya zorluklardan kaçmak için kumar oynamayı tercih ederler. Kumar oynama, öforik bir sonuç olmaktan ziyade ağrı kesici bir etki oluşturur. Bunlar için kumar oynama zorlayıcı olmaktan çok rahatlama ve kurtulma amaçlı alkol içenler ile aynıdır.
  1. Kompulsif kumar oynama bağımlıları
Bu kimseler kumar oynama ile kontrolü kaybeden kimselerdir. Onlar icin kumar oynama hayatlarının merkezi haline gelir. Kompulsif kumar oynama bağımlılıktır ve kişinin hayatının her bir evresini etkiler. Kumar oynamaları aileleri, arkadaşları ve işverenleri olumsuz etkiler. Bunun yanı sıra, kişinin ahlaki standartlarına aykırı olan çalmak, yalan söylemek veya zimmete gecirmek gibi davranışlarda bulunmasına neden olabilir. Kompulsif kumarbazlar ne kadar isteselerde kumar oynamayı bırakamazlar.  
  • Günün önemli bir kısmı kumar oynayarak ya da oynayacağı zamanı düşünerek/planlayarak geçiyorsa,
  • Günlük hayatta karşılaştığı sorunlardan kaçış olarak kumar oynamayı tercih ediyorsa,
  • Kumar oynayamadığı zamanlarda huzursuzluk, gerginlik ya da keyifsizlik gibi duygular yaşıyorsa,
  • Kumar oynarken kaybettiklerini kazanmak için tekrar kumar oynamayı tercih ediyorsa,
  • Kumar oynadığı zamanlar ya da harcadığı para hakkında yalan söylüyorsa,
  • “Artık oynamayacağım” deyip tekrar kendini oynamaktan alıkoyamadığı başarısız bırakma girişimleri sıklıkla varsa,
  • Kumar oynamak için gerekli parayı ya da kaybettiği parayı telefi etmekte yasal olmayan yollardan elde etme şekilleri varsa,
  • Kumar oynaması sebebiyle kişiler arası ilişkilerinde sorun yaşıyorsa ve buna rağmen devam ediyorsa, kumar bağımlılığından şüphelenilmelidir.
  1. Kazanma Evresi
Kumar oynamanın başlangıcında genellikle bir ‘kazanç’ olayı vardır. Oyunla ilgili zihinsel kayış, tolerans ve denetim kaybı bu dönemde gelişmeye başlar. Bu dönem kumara harcanan emek ve zamanın arttığı bir dönemdir. Şans beklenirken beceri geliştirilmeye başlanır. Kişi keyif almaya başlar ve kayıp yerine kazançlar üzerinde durmayı tercih eder.
  1. Kaybetme Evresi
Bu evre büyük bir kayıpla başlar. Kayıpların peşine düşme davranışı bundan sonra başlamaktadır. Kayıplar arttıkça kumar eylemi giderek öncelik kazanmaya başlar. Borç alma, kredi alma bu dönemde başlar. Bir borcu bir başka borçla kapatmaya çalışmak en sık görülen davranışlardandır. Kazandığı para borca ve tekrar kumara yatırılmaktadır.
  1. Tükenme Evresi
Bu dönemde kişinin elinde hiçbir şey kalmadığı dönemdir. Kumar oynayan kişi mutsuzdur. Depresyon ve intihar girişimi oranı yüksektir.
  1. Koy verme Evresi
Bu dönem kişinin her şeyi kaybettiği dönemdir. Kişi kumar oynamayı sürdürür fakat kumar oynama davranışı gelişigüzeldir. Bu dönem eşlik eden ruhsal sorunların arttığı bir dönemdir.  
Bir hedef belirleyin. Hedefsiz olmak, tatile çıkmaya karar verip fakat nereye gideceğinizi bilmemek gibidir. Hedefiniz; kumar ile ilgili duygu düşünce ve davranışlarınızın farkına varma ve onları yönetebilme olmalıdır. Hedeflerinize profesyonel destek ve aile desteği ile yürümeniz başarı oranını arttıracaktır. İyi düşünülmüş bir hedef sizi, odaklanmanıza, kontrollü olmanıza ve ayrıca günlük yaşadığınız kararsızlıktan sizi korumaya yardımcı olur. Kaybetmek için bir sınır koyun. Bahis için ortaya koyduğunuz şeyleri kaybedeceğinizi göz önünde bulundurmalısınız. Kaybedilecek şeyler için önceden belirlenmiş bir sınırın olması akıllıca olacaktır. Bu önlem belirlediğiniz miktar kadar kaybetmenizi sağlayacaktır. Para kazanmak için kumar oynamaya güvenmeyin. Kumar asla bir para kazanma yolu olarak görülmemelidir. Kumar oynamak için ne kadar zaman ve para harcadığınızı takip edin. Kumar oynama davranışınızı takip etmeniz, kumar oynamaya ayırdığınız zaman ve harcadığınız para miktarı konusunda farkındalığınızı arttırır. Harcanan zaman ve para fazla ise yönetmek ve değişiklik yapmak gerekir.  Bu konudaki gerçekleri hafife almak kumar bağımlılığı yaratmaya sebep olabilir. Kumar oynamak için asla borç para almayın. Kumar için borç para almak, kumar oynamak için sürekli bir mazeret bulmaya benzer. Kumarı, maddi durumunuzda rahatça karşılanabilecek boş zamanlarınızı doldurabilecek bir etkinlik olarak görmemelisiniz. İster arkadaşlarınızdan ister ailenizden borç istemek ya da kredi kartlarınızı kullanarak kumar oynamak yüksek riskli bir etkinliktir ve önerilmemektedir. Gerektiğinde kumar oynamaktan tümden vazgeçin. Eğer kumar oynamanız sizin en yakınlarınızı rahatsız ediyorsa; devamlı para limitlerinizi aşmanıza sebep oluyorsa, yasadışı ise; eğer yüksek riskli bir şekilde kumar oynadığınızı düşünüyorsanız veya alkol veya uyuşturucunun kumar oynamanızda etkisinin fazla olduğunu düşünüyorsanız, kumar oynama faaliyetinizden tümüyle vazgeçin. Rahatsız edici duygular ve stresle baş etmek için kumar oynamayın. Kumar oynamak eğlenceli olarak tanımlanır; bir eğlenme aktivitesi olarak görülür, sizi daha iyi hissettiren bir ilaç olarak ifade edilir. Böyle düşünmeniz kumar oynama ile kişisel, zihinsel sağlığınız arasında sağlıksız bir ilişki kurmanıza sebep olacaktır. Rahatsız edici duygu ve stresle baş etmek için kumar oynamak yerine profesyonel destek alabilirsiniz. Eğer kaybederseniz, o parayı geri kazanmayı denemeyin. Zararlar normaldir ve beklenmesi gerekir. Mesela bir restoranda yemek yediğimiz parayı geri almamızı beklemek garip ya da mantıksız olurdu. Kumar yoluyla para kaybetmek gerçekten kumar oynamanın hakkı için para ödemek oluyor ve bu normal ve beklenen bir şey. Kaybettiğiniz parayı geri kazanmaya çalışmak, sağlıklı kumar oynamayı yanlış anladığınız anlamına geliyor. Kaybetmek sadece kumar oynama hakkı için para ödemektir. Parayı geri almayı düşünmeyin. Kumar oynama düşünceleriyle başa çıkın   Zihniniz size tuzaklar kuracaktır. Bunları aşmak için...
  • Düşünce tuzaklarınızın farkına varmak için destek alın..
  • Kumar oynanan yerlerden uzak durun. İnternette kumar oynatılan sitelerden de uzak durun.
  • Kumar oynama düşüncesini oluşturan şeylerden uzaklaşın (futbol programları, “casino” reklamları, piyango biletleri vs.)
  • Kumarla ilgisi olan kişilerden uzak durun.
  • Kumar üzerine yapılan tartışmalara girmekten kaçının.
  • Üzerinizde günlük ihtiyacınızı karşılayabilecek kadar para bulundurun. Kredi kartları ve ATM kartlarını kullanılmayın.
  • Davranışınızı değiştirin. Uzak durabilmek için yaşam tarzınızı değiştirin, olumsuz alışkanlıkların yerine olumlu davranışların koyun.
  • Uzun süreli tedaviye devam edin, çünkü kumara geri dönme uzun süreler içinde olabilmektedir.
    İnternet üstünden oynanan kumar oyunları, kumar makineleri, İddaa benzeri oyunlar, bahis, kağıt ve şans oyunları, at yarışları veya foreks. Hepsi sonunda kumar bağımlılığına dönüşebiliyor. İnternet üstünden veya gerçek oynansın, fark etmez. Kumar kumardır.

Türkiye'de Bir İlk: Kumar bağımlılığı Tedavi Programı

İnternet üstünden oynanan kumar oyunları, kumar makineleri, İddaa benzeri oyunlar, bahis, kağıt ve şans oyunları, at yarışları veya foreks. Hepsi sonunda kumar bağımlılığına dönüşebiliyor. İnternet üstünden veya gerçek oynansın, fark etmez. Kumar kumardır. Moodist Psikiyatri Hastanesi Bağımlılık Merkezi; Türkiye'nin ilk kumar bağımlılığının tedavisine özel ve yapılandırılmış bir programı başlattı. Kumar bağımlılığı, bağımlı olan kişi ve ailesi için bir büyük yıkımdır. Kumar bağımlılığı, tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Moodist Bağımlılık Merkezi olarak uluslararası uygulamalar ve kendi deneyimlerimizden yola çıkarak yeni bir program oluşturduk. Kişisel İyileşme Programı adını verdiğimiz programda bireyle çalışarak, kumar oynamaya yol açan etkenleri saptıyor, kumar oynamaya yol açan düşünce hatalarını değiştirmeye çalışıyoruz. Kumar bağımlılığında kişi genellikle kumar oynamayı bırakır ancak daha sonra tekrar başlar.  O nedenle programımızın temel amacı tekrar kumar oynamaya başlayacak etkenleri ortadan kaldırmaya yöneliktir. Kumar bağımlılığında ailenin rolü çok önemlidir. Bu nedenle aile eğitimine de yer verdik. Ailenin bilgilenmesi ve davranış değişikliği geliştirmesi, kumar bağımlılığının iyileşmesinde temel etkendir.    
Kumar problemi hastalığı dürtüsel kumar oynama olarak da bilinir. Bir çeşit dürtüsel bozukluktur. Dürtüsel kumarbazlar kumar oynama dürtüsünü kumar oynamanın kendisine ve sevdiği kişilere zarar verdiğini bilseler de kontrol edemezler. Kumar oynamak düşündükleri ve yapmak istedikleri tek şey olur. Sonuçları ne olursa olsun, inişte ya da çıkışta olsalar da, parasız ya da ışıltılı dönemlerinde olsalar da, depresif ya da mutlu olsalar da kumar oynamaya devam ederler. Şansın kendilerinden yana olmadığını bilseler, kaybetmeyi karşılamayacak halde olsalar da kumar bağımlısı kişiler bahisten uzak duramazlar. Diğer bağımlılıklarda olduğu gibi, kumar bağımlılığının da biyolojik boyutu vardır. Beyin madde veya alkol kullanımında nasıl tepki veriyorsa, kumar oynama davranışında da benzer bir şekilde tepki vermektedir. Kişinin kafası sürekli kumar ile meşguldür, kumar için çok fazla zaman ve para harcar, kayıplar yaşamasına, ciddi sonuçlarına rağmen kumar oynamaya devam eder.  
Mit : Patolojik kumarbaz olunması için her gün kumar oynamak gerekir. Gerçek: Kumarbazlar sık sık ya da seyrek olarak kumar oynayabilirler. Kumar oynamak sorunlara neden oluyorsa bir problemdir. Mit: Eğer kumarbazın kumar oynamaya parası yetiyorsa kumar bir problem değildir. Gerçek: Aşırı kumar oynamanın yol açtığı problemler sadece finansal değildir. Kumar oynamaya çok fazla zaman ayırmak ilişkilerin bozulmasına ve önem verilen arkadaşlıkların kaybedilmesine yol açabilir. Mit: Kumarbazların eşleri onları kumar oynamaya iter. Gerçek: Kumarbazlar çoğunlukla kendi davranışlarını rasyonelize ederler. Başkalarını suçlamak sorumluluk almaktan (kumar probleminin üstesinden gelmek için yapmaları gereken şeyler de bu sorumluluklar içindedir) kaçma yollarından biridir. Mit: Eğer kumarbaz bir borç yaptıysa, ona borçlarını ödemesinde yardım edilmelidir. Gerçek: Çabucak sorunları çözme yapılacak doğru şey gibi gözükebilir. Fakat kumarbazların borç kefaletlerini ödemek aslında her şeyi daha da kötüleştirir ve kumar oynama davranışının devam etmesine neden olur.
Kumar bağımlılığı bazen ‘gizli hastalık ‘ olarak tabir edilir. Çünkü diğer alkol ve madde bağımlılığındaki gibi fiziksel bir işaret ya da semptom yoktur. Kumarbazlar genelde problemi inkar eder ya da olduğundan küçük göstermeye çalışırlar. Ayrıca kumar oynadıklarını gizlemek için ellerinden gelen her şeyi yaparlar. Örneğin genellikle sevdikleri insanlardan geri dururlar, sinsice dolanır ve ne yaptıkları ya da nerede oldukları ile ilgili yalan söylerler. Daha iyi hissetmek için kumar oynama, kumar davranışını durdurma ya da kontrol altında tutma konusunda başarısız olma, kumar oynadıktan sonra suçlu hissetme, pişmanlık duyma, kumar oynayabilmek için gitgide daha fazla risk alma diğer işaretleridir.  
Kumar bağımlılığının tedavi sürecinde, diğer bağımlılıklara benzer yöntemler kullanılır. Kişinin ihtiyaçlarına göre tedavi programı planlanır. Eşlik eden psikiyatrik  hastalıklar durumunda ilaç kullanımı veya yatarak tedavi seçenekleri söz konusudur. Psikoterapi boyutunda ise bilişsel davranışçı terapi teknikleri ile sağlıklı olmayan kumar oynama davranışını ve duyguları (rasyonelleştirme ve yanlış inançlar) değiştirmeye odaklanılır. Kumar bağımlılığı tedavisi, kişiye ömrü boyunca sürecek duygularını yeniden çerçevelendirme konusunda araç ve yardım sunar. Moodist Bağımlılık Tedavi Merkezi, kişisel iyileşme programını kumara uyarlamış ve başarılı sonuçlar almaktadır. Kişisel İyileşme Programı için tıklayın...
Sigara kullanım biçimleri farklılıklar gösterebilmektedir. Kimi bireyler her gün sigara tüketirken kimileri belli aralıklarla sigara tüketmekte kimileri ise geçmişte sigara kullanmış ve artık sigara içmeyen kişilerdir. Dünya Sağlık Örgütü’nün tanımlamasına göre hayatı süresince toplam 100 tane sigara tüketmiş birey sigara içen olarak ifade edilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre sigara içen ve sigara içmeyen bireyler olmak üzere tanımlamalar yapılmıştır. Buna göre sigara içen bireyleri; her gün düzenli içen, her günden seyrek içen, ara sıra içen bireyler oluşturmaktadır. Sigara içmeyen bireyleri ise yaşam boyu hiç sigara kullanmamış bireylerle, sigarayı bırakmış olanlar oluşturmaktadır.
Dünyadaki sigara kullanımı incelendiğinde gelişmiş ülkelerde zaman geçtikçe tütün kullanımı azalmaya yönelik bir seyir izlerken; gelişmekte olan ülkelerde tütün kullanımında artış gözlemlenmektedir. Özellikle ülkemizde 1980’li ve 1990’lı senelerde sigara kullanım oranı yüzde 80 artış göstermiştir. 2001 yılında dünyadaki tütünlerin yüzde 2’si ve coğrafyamızdaki tütünlerin yüzde 14’ü ülkemizde tüketilmiştir. 1988 PİAR’ın yaptığı araştırmaya göre toplumun %43.6’sı, 1993 BİGTAŞ’ın araştırmasına göre toplumun %33.6’sı sigara tüketmektedir; ülkemiz Avrupa’da erkekler arasında sigarayı en çok kullanan ülkelerdendir. Araştırmalara göre kişilerin eğitimleri ve mevkileri arttıkça sigara kullanımı da bununla birlikte artış göstermektedir. Ülkemizde şu an için 20 milyon civarı sigara tüketen birey vardır; bu veriyle dünya ülkeleri arasında en fazla tütün tüketen 10. ülkedir.
Sigara kullanımının yarattığı olumsuzluk sadece tüketen bireyi etkilememekte, aynı zamanda çevresinde bulunan kişileri de pasif olarak etkilemektedir. Pasif içici olarak nitelendirilen bu kişilerde de önemli sağlık problemlerine neden olmaktadır. Sigaranın; akciğer kanseri, lösemi, ağız, gırtlak, pankreas, böbrek, mesane ve özofagus kanserlerine, kronik bronşite ve amfizeme, kalp rahatsızlıklarına ve beyin damar hastalığına neden olduğu ortaya çıkmıştır. Dünyada her yıl 4 milyon insan sigaradan kaynaklı ölmektedir. Bu değerle sigara, dünyada en fazla ölüme neden olan faktörlerin başında yer almaktadır. Sigara; katran, karbonmonoksit, nikotin, amonyak, arsenik, hidrojen siyanür, formaldehit, metan vb. 4 binden fazla zehirli kimyasal madde içermektedir. Nikotin; eroin kadar bağımlılığa neden olabilecek nitelikte bir maddedir. Katran akciğerlere zarar verirken; kanın pıhtılaşmasına neden olan karbonmonoksit kalp krizlerini tetiklemektedir. Bunun yanında sigara erkeklerde iktidarsızlığa ve kadınlarda doğurganlığa etki etmektedir. Sigara kullanan ailelerin bebeklerinin normalden düşük kiloda ve zamanından önce doğdukları görülmüş; diğer bebeklere nazaran daha çok ağladıkları ve uyku sorunları yaşadıkları kaydedilmiştir. Bunun yanında sigara içen bireylerin çocuklarında solunum yolu hastalıkları görülme olasılığı yüksektir. Sigaranın neden olduğu “koroner kalp hastalığı” ülkemizde en çok ölüme neden olan hastalıktır. Bunun yanında en çok ölüme neden olan ikinci hastalık da kanserdir. Sigara, düzenli olarak neredeyse her gün kullanılan bir maddedir. İçerisinde yer alan nikotinin bağımlılık yapıcı etkisi; bireyin beynine tesir ederek kişide olumlu duygular yaratmaktadır. Bunun bir sonucu olarak da birey sigara içme hareketinin sıklığını arttırmaktadır.
Sigara kullanan bireyler sigaradan yoksun kaldıklarında; bireylerde şiddetli nikotin ihtiyacı, çabuk öfkelenme, huzursuzluk, anksiyete, odaklanma sorunu, hareketsiz duramama, iştah artması ve buna bağlı kilo alma, kalp atımında yavaşlama gibi belirtiler görülmektedir. Yoksunluk emarelerinin görülmesi ve toleransın normalden fazla oluşması; fiziki olarak da nikotin bağımlılığının başladığını göstermektedir. Eroin ve alkol ile benzer olan sigara bağımlılığının fiziki boyutunda bireyin sigara kullanmadığında ortaya çıkan yoksunluk emareleri; sigara kullandığında ortadan kalkmakta ve bu şekilde sigara bir bakıma ödül olarak işlev görmektedir. Sigara kullanamamanın sonucu ortaya çıkan yoksunluk belirtilerinin süresi bireyden bireye fark etmektedir. Yoksunluk tablosu; madde kullanımının birden bırakılması sonucu vücudun doğal bir tepkisidir. En kuvvetli yoksunluk tablosu 4 haftaya kadar son bulmaktadır.
Sigara bağımlılığın tedavisinde psikoterapi ve ilaç tedavisi en etkili iki yöntem olarak belirtilmektedir. Nikotinin ruhsal ve davranışsal olarak da kişiye etkileri göz ardı edilerek yapılan tedaviler; kişinin nikotin yoksunluğunun geçmesinin akabinde yeniden sigaraya başlamasına engel olamaz. Zira fiziksel, ruhsal ve davranışsal etkenler birbirine bağlıdır. Misal; nikotin ihtiyacı hissetme kişide ruhsal olarak sıkıntıya neden olabilir. Ya da çay, kahve tüketirken sigara içme isteği doğabilir; bu da davranışsal bir faktördür. Tedavi sürecinde bu üç faktör birlikte ele alınmalıdır. Sigara bağımlısı bireylerde sigaranın kullanımının bırakılmasının akabinde bireyi rahatsız eden emareler meydana gelir. Yoksunluk tablosu ya da nikotin çekilmesi olarak ifade edilen bu emareler; sigara kullanıldığında ortadan kaybolur. Sigara bağımlılığında en fazla kullanılan yöntem davranış tedavileri olup bunlar; beceri eğitimi, relaps önleme, uyaran kontrolü, hızlı içme teknikleridir. Psikoterapi ve ilaç tedavisi, nikotin bağımlılığı tedavisinde önemli rol oynamaktadır. Sigara bağımlılığında yardım almak önemli bir noktadır. Araştırmalara göre yardım almadan sigara kullanımını bırakabilen bireylerin oranı ancak %7,9’dur. İlaç tedavilerinin dışında ülkemizde nikotin yoksunluğunu gidermek için; bant, sakız, ve dilaltı formları da bireyler tarafından kullanılmaktadır. Nikotin bantlarının; ürtiker, baş ağrısı, taşikardi, bulantı, baş dönmesi, kas ağrıları, uykusuzluk, bulantı, hazımsızlık, öksürük, kaygı bozukluğu, eklem ve sırt ağrısı gibi yan etkilere neden olduğu belirtilmektedir. Nikotin yerine koyma tedavisi sürecinde birey sigara içmemelidir; bunun yanında hamileler ve bebek emziren kadınlarda, faal ya da son dönemlerde kalp krizi geçiren bireylerde nikotin yerine koyma tedavisinin uygulanması sakıncalıdır. Nikotin sakızını kullanan kişilerin sakızı hızlı çiğnememeleri aksi takdirde aşırı salgılanan tükrük salgısı ve midede sorunlara yol açabileceği ifade edilmiştir. Nikotin sakızları; nikotin yutulmasından kaynaklı bulantı, kusma, hazımsızlık gibi yan etkilere neden olabilmektedir. Moodist Bağımlılık Tedavi Merkezinde uyguladığımız tedavi yöntemleri için tıklayın...
İnternet bağımlılığı veya teknoloji bağımlılığı veya bilgisayar bağımlılığı; genellikle aşağıdaki beş özellikle tanımlanır;

    • • kişi internet kullanımını sonlandırmaya niyetlense de, buna devam eder,
    • • internet kullanımı kişinin düşünce ve davranışlarını yönetir,
    • • internet kullanımı imkansız hale geldiğinde kişi hoş olmayan duygular hisseder,
    • • interneti olumsuz duygulardan kaçmak için kullanır,
 
    • internet kullanımı kişinin başkaları veya kendisiyle çatışmasına neden olur.
Hem günlük internet kullanımı, hem de sorunlu internet kullanımı kişilerin sosyal bağlamlarıyla ilişkilidir. Yani aile ve arkadaşlardan sosyal destek görememe, ve/veya arkadaşları tarafından sosyal açıdan tecrit edilme kişinin günlük kullanımdan sorunlu internet kullanımına geçmesine olanak sağlar, çünkü internette bulunan sosyal ilişkiler ve pekiştirme kişinin sanal sosyal yaşamında kalma ihtiyacının artmasına neden olur.

Kişi, interneti sorunlu bir biçimde kullanmaya başladığında, günlük yaşamdaki sosyal ilişkileri sürdürecek zaman ve enerjisi olmayacaktır ve bu da yalnızlık, depresif ruh hali ve düşük benlik algısı yaşama riskini artıracaktır.
Bilgisayar ve internet insanlar için aktif bir eğlence aracı. İnternet ve bilgisayar size ne isterseniz onu verir. Eğlenceye bulunduğunuz yerden, zahmete girmeden dahil olmak teknoloji bağımlılığını ve internet bağımlılığını beraberinde getiriyor.

İnternette seçenek çok. Sayısını kimse bilmiyor. Kaç adet sitede aradığınızı bulma şansınız var, onu bile bilemiyorsunuz. Bu “bilemezlik” de aslında insana çekici gelebilir. Bir adım sonra ne var, merakı artırıyor. İnternette istemediğiniz takdirde sizi bekleyen seçenek sayısı, kaybettiğinize üzülmenize neden olmuyor, belki de sevinmek için bir neden olabiliyor!

İnternette kim olmak istiyorsanız o olabilirsiniz. Kendi kimliğinizi tehlikeye atmadan yaşabilirsiniz.

Bir grubun parçası olabilirsiniz. Arkadaşlarınız, dostlarınız, yakınlarınız vardır. Hiçbiri gerçek kimliklerinde olmayabilir ama olsun! Binlerce kişi aynı anda aynı oyunu oynayabilirsiniz.

Teknoloji bağımlılığı, düşünce yapısından ve davranış örüntülerinden kaynaklanır ve bu düşünceler çeşitli davranışların derinleşmesinde veya uyumsuz davranışların kalıcı hale gelmesinde rol oynar.